VAR OLAN O\'DUR; BİZ YOK GİBİYİZ
Mevlâna, bütün varlığı, sesi, rengi, ahengi bir kitap gibi okuyarak Hakka ulaşmanın, Yaratıcıya varmanın şevkiyle coşkundur.
Bizim varlığımız, Allah\'ın varlığı yanında, gündüzün görünmeyen yıldızların varlığı gibidir:
\"Gündüz yıldızlar mevcut olduğu hâlde zahiren görünmezler. Çünkü güneşin ışığı karşısında onların varlıkları hiçtir. Zaten ışığı da güneşten alırlar.
\"İşte, biz de Hakla diri ve O ’nunla mevcuduz. Ölünce, Hakkın sıfatlarına karışmış oluyoruz. Yani Haktan olan ruh ölümle Hakka döndüğü zaman, bizim varlığımız asıl varlıkta kayboluyor.
\"Sonra Hakkın manevi huzurunda toplanacağımıza göre, hazır olacak olanın yok değil, mevcut olması gerekir.\"
Yüce Allah, kâinatı yarattı. Yokluk dünyasında bulunan sayısız varlık, böylece var oldu. Ancak bu var oluş, aslında yaratılanların diyemedikleri dualarıydı. Mevlâna, bu güzel nükteyi Şöyle açıklar:
\"Ey Rabbimiz! Biz yoktuk, bizim isteğimiz de yoktu var olmak için. Senin lütfün, bizim söylemediklerimizi işitti.\"
Rabbimiz ruhlarımızı yaratıp da \"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?\" diye sormuştu. Ruhlar da \"Evet, Rabbimizsin.\" diye şahitlik etti. (Kur’ an, 7/172)
Mevlâna\'ya göre, \"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?\" hitabı, her an gelmektedir Allah\'tan. Bu soruya cevap olarak da cevherler, oluşlar, yaratıklar var olur. Eğer o cevherlerden, \"Evet, Rabbimizsin!\" cevabı çıkmıyorsa, onların yokluktan varlığa gelmeleri, gerçekte \"evet\" demeleridir.
Demek oluyor ki bu dünyada varlığın görünür olması, Yüce Yaratıcıya verdikleri, \"Evet, sen bizim Rabbimizsin!\" sözüdür. Yani her varlık, aslında var edeni göstermektedir.
Bu dünyada her şey zıddıyla bilinir. \"Varlık da ancak yoklukta görünür. Bu sebeple zenginler, fukaraya ikramda bulunarak varlıklarını görünür ederler.
Doktor, ilmini hastasında gösterir.
Terzi, marifetini kumaşları kesip biçerek ispatlar.
Marangoz, keresteyi mobilya hâline getirir.
Bütün bu malzemelerdeki eksiklik, kabalık ve İşe yaramazlık, sanatkârın sanatına bir ayna olmalarını sağlamıştır. Sanatkârın mahareti, gücü ve bilgisi nispetinde hem güzelleşmiş, hem de işe yarar hâle gelmişlerdir.
Aynen bu misaldeki gibi, gücü, ilmi ve yaratıcılığı sonsuz olan Rabbimizin de aynası, yokluk dünyasıdır. Nasıl ki sanatkâr var olan maddelerden güzel eserler yapıyorsa, Yüce Allah da var olmayanı var ederek üzerine güzel isim ve sıfatlarının damgasını vurmaktadır.
Bu şekilde var olanlara düşen görev; Rabbimizin isim ve sıfatlarına ayna olmak, yani o güzellikleri yansıtmaktır.
Mevlâna bu hususta çok ilginç bir kıssa anlatır:
\"Hz. Yusuf\'a uzak bir yerden bir dostu gelir. Hz. Yusuf, bu dostuna sorar:
\'\"Bize ne getirdin?\'
\"Dostu, şu çok ibretli cevabı verir:
\'\"Sana her ne getirsem uygun olmayacaktı. Düşündüm taşındım ve sana bir ayna getirdim!\'
\"Mısır\'a sultan olmuş güzel Yusuf\'a hediye olarak ayna getirmek, onun güzelliğini takdir etmek, yani varlığının değerin anlamak demekti.
\"Bu örneğin İşaret ettiği, bütün varlık dünyasının da Allah\'ın güzelliklerine birer ayna olduğudur. Her şey O\'nu gösteren bir aynadır. Bütün varlık O\'nun eseri, sanatı ve askeridir. Rüzgâr, ateş, su, Allah\'a kulluk eder, emirlerine uyar. Onlar bize karşı ruhsuz görünür, ama Allah\'a karşı ruhludurlar.
\"İşte bu sebeple, yakıcı olan ateşe “Soğuk ve selâmetli ol!” emrini verince, ateş İbrahim\'i (a.s.) yakmaz.
Şair\'in dediği gibi, \"Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur.\"
Mevlâna bu hususta şu kıssayı anlatır:
\"Zalim bir hükümdar vardı. Bir gün Allah\'a inananları ateşe attırdı. Fakat ateş onları yakmadı.
\"Bunun üzerine, hükümdar kızdı ve \'Ey ateş! Bunları neden yakmıyorsun?\' dedi.
\"Ateş de şu cevabı verdi:
\'\"Ben bir köpek kadar da mı olamayacağım? Köpek, sahipleri geldiğinde onlara kuyruk sallar, ama yabancılar gelince onlara diş gösterir. Sen bana gel de bak seni nasıl yakacağım!\'\"
BiR İLETİŞİMSİZLİK ÖRNEĞİ
Sağır bir insan, hastalanmış olan arkadaşını ziyaret etmek istedi. Yolda şöyle düşündü:
\"Hasta arkadaşıma, önce \'Nasılsın?\' diye sorarım. Herhalde, \'İyiyim.\' diyecektir. Ben de karşılık olarak, \'Çok şükür!\' derim.
Daha sonra, ne yediğini sorarım. Herhalde bazı yemek isimler\' sayacaktır. Ben de \'Afiyet olsun!\' cevabını veririm. Tedavi için hangi doktorun geldiğini sorarım. Muhakkak bir doktor ismi söyleyecektir. Ben de hemen \'O çok iyi doktordur.\' der, ziyaretimi bitiririm...\"
Bu kurgularla dostunun evine geldi. Hasta arkadaşı ile aralarında şu konuşma geçti:
\"Nasılsın?\"
\"Ölüyorum!\"
\"Çok şükür, çok şükür!\"
Hasta adam, hiç beklemediği bu cevaba çok kızdı.
\"Peki, ne yiyorsun?\" deyince de,
\"Zehir.\" dedi.
Sağır arkadaşı, duymadığı bu karşılığa da,
\"Çok güzel, afiyet olsun.\" cevabını verdi.
Hasta iyice sinirlenmişti ki arkadaşının son sorusu geldi:
\"Peki hangi doktor tedavi ediyor?\"
Kızgın hasta, büyük bir öfkeyle,
\"Azrail!\" dedi.
Ötekisi aldığı cevabı duymadığı için, sevinçli bir sesle,
\"Oh, oh, mutlu oldum, çok iyi! Ayağı uğurlu bir doktordur, Şansın var.\" diye konuştu.
Mevlâna, bu hikâyeyle, toplumda sıkça rastlanan iletişim kazalarına şakalı bir dille dokunmuş ve \"karşımızdakini anlama\"nın önemini vurgulamış oldu.
HANGİ MÜSLÜMANLIK?
Mevlâna anlatıyor:
\"Bayezid Bestami zamanında bir inkarcıya, \"Müslüman ol.\" demişler. İnançsız kişi de şu karşılığı vermiş:
\"Eğer beni çağırdığınız Müslümanlık, Bayezid Bestami’ nin Müslümanlığı ise ben ona zaten iman etmişim. Yok, eğer beni çağırdığınız Müslümanlık, sizin Müslümanlığınız ise ona ne meylim var, ne de iştahım!.. İmana yüzlerce meyli olan, sizi gördü mü soğur, kesilir. Çünkü sizin imanınızdan adam, yalnız manası olmayan bir isim görür. Nasıl olur da çöle
\'kurtuluş yeri\' denir.\"
Müslüman\'ın vazifesi, İslâmiyete ayna olmak ve onun güzelliklerini yansıtmaktır. Böyle olabilen Müslümanlar, başkalarının imanına da vesile olurlar. Ancak İslâm\'a ayna olmak yerine perde olanlar ve dolayısıyla da onun güzelliğini örtüp kapatanlar, insanları islam’ dan
kaçırırlar.
Bu çok önemli gerçek, Müslümanları çok dikkatli ve duyarlı yapmaya yetmelidir. Çünkü onların hataları, eksikleri ve aykırı davranışları, İslâm\'ı karalamaya sebep olmaktadır. Mevlâna bu gerçeği, beyaz adamın isten kararmasına benzetir:
\"Demirci zenci olursa, duman onun yüzünde bir is bırakmaz.\"
Mevlâna, Müslüman\'ın her haliyle Örnek ve güzel olmasını ister. Hiçbir çirkinlik, mümine yaraşmaz. Bu konunun önemini anlatmak için şu ilginç misali verir:
\"Sesi çirkin bir müezzin, inançsızların çok olduğu bir yerde ezan okuyordu. Bir gün bu müezzine elinde hediyelerle bir inançsız adam geldi.
\"Müezzin hediyeleri görünce çok şaşırdı ve niçin getirdiğini sordu.
\"Adam büyük bir sevinçle, getirdiği hediyelerin sebebini şöyle açıkladı:
\'\"Bir kızım vardı ve Müslüman olmak istiyordu. Senin sesini duydu, dinledi. Bu sesin Müslümanların ezanı olduğunu öğrenince de Müslüman olmaktan vazgeçti!\'\"
GÖRMEYENLERİN FİL TARİFİ
Mevlâna, olaylara, eşyaya ve insana bir bütün olarak bakmanın önemini vurgular. Olayın sadece bir parçasını, eşyanın tek bir yanını, varlığın ancak bize bakan tarafını görmek, eksikliktir. Bu eksiklik, bizi yanlış bilgilere ve dolayısıyla da hatalı hükümlere götürür.
Bu konu, görmeyen kimselerin fil tarifine benzer. Mevlâna, bu ibretli olayı şöyle anlatır:
\"Hintliler, karanlık bir ahıra bir fil getirip halka göstermek İstediler. Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı.
\"Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkânı yoktu. O, göz gözü görmeyecek kadar karanlık olan yerde, ellerini file sürmeye başladılar.
\"Birisi, eline filin hortumunu geçirdi, \'Fil bir boruya benzer.\' dedi.
\"Başka birinin eline, filin kulağı geçti, \'Fil bir yelpazeye benziyor.\' dedi.
\"Bir başkasının eline, filin ayağı geçmişti. Dedi ki: \'Fil bir direğe benzer.\'
\"Bir başkası da filin sırtını ellemişti. \'Fil bir taht gibidir.\' dedi. \"Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa, fili ona göre anlatmaya başladı.
\"Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi. Öbürü elif...\"
Allah Kitabının aydınlığı olmadan arayan ve inceleyen insan aklı da böyledir; gerçekleri asla bulamaz. Ulaştığı bilgiler, yarım yamalak, eksik, hatalı ve gerçeğinden uzaktır.
GÖRÜNEN KAZA
Mevlâna, dostlarını sürekli uyarır ve şöyle dua ederdi: \"Allah sizi görünen kazalardan korusun!\"
Bu duayı sıkça duyan dostları, ondan ne kastettiğini sordular. Mevlâna buyurdu ki:
\"Görünen kaza, ağyar ile, yani yâr olmayanlarla sohbet etmenizdir. Aslında sohbet azizdir. Siz bu güzelliği yaşamak için kendi çizginizdekileri bulun.
İnsanoğlunun yükselme işareti, velilerle, Allah sevgilileriyle sohbet etmesidir.\"
\"Ağyar kimdir?\" sorusu, Mevlâna\'da şu cevabı bulur:
\"Kim kî âşık değildir, ağyar odur.
Kim ki âşık değildir, ölüdür, buz gibi soğuktur.\"
Böyle insanlarla düşüp kalkmak, kalbi soğutur ve yolundan alıkoyar.
Ancak dervişlerini yaban ortamlardan korumak hususunda böylesine titizlenen Mevlâna, bazen ağyar ile de hemhal olurdu. Ancak o, gittiği ağyarı yâr hâline getirirdi.
ARİF KİMDİR?
Bir toplantıda Mevlâna\'ya, \"Arif kime denir?\" diye soruldu. \"Arif,\" \"irfan sahibi, iç dünyası derin ve sağlam adam\" demekti. Mevlâna penceresinden arif, şöyle göründü:
\"Arif, meşrebini bulandırmayan kimsedir. Çünkü arif değişmez ve ona gelen her bulanıklık durulur.
\"Akan suda çer çöp nasıl bulunabilir? Ey can, canda, ruhta kir nasıl yer edinebilir?\"
Mevlâna\'nın bu sözleri Güzeller Güzelinin şu hadis-i şerifini hatırlatmıyor mu:
“Mümin, toprağa benzer. Üzerine her türlü pislik atılır da ondan yine de güzellikler yeşillikler doğar!”.
Demek ki aslında her mümin, aynı zamanda arif, yani \"derin sezgili, duygulu, bilge bir kişi\" olmak zorundadır.
DİYE DİYE OLDURMAK
İnsan, dış telkinlerden etkilenen bir canlıdır. Bu özelliğinden dolayı, Kur\' an\'da birçok ayet tekrarlanmıştır. Güzeller Güzeli de \"Din, nasihatten ibarettir.\" buyurmuştur.
Doğru söylediğine inanılan insanların telkinleri, herkesi etkiler. Günümüzdeki reklâm furyasının sebebi de bu değil midir?
Mevlâna, bu hususta şu örneği verir:
\"Talebeler ders çalışmaktan yorgun düşerler, kendilerini çok çalıştırıp yoran hocalarına bir oyun oynamaya karar verirler.
\"Hoca sınıfa girince, hep bir ağızdan, \'Geçmiş olsun hocam, neyiniz var?\' derler.
\'\"Hiçbir şeyim yok, iyiyim. cevabını alırlar.
\"Öğrenciler ise hocanın hasta olduğu konusunda ısrarlıdırlar:
\'\"Hayır hocam, çok kötü görünüyorsunuz! Hem sesiniz de titriyor!\'
\"Bu ısrarlı telkinler devam eder. Bir süre sonra hoca, kendini gerçekten hastalanmış hisseder ve der ki:
\'\"Gençler, galiba biraz rahatsızım, gidip biraz dinlensem iyi olacak!\'
Mevlâna burada, telkin metodunun gücünü belirtmek ister. Gerçekten de telkin, hem sağlam adamı hasta, hem de hasta adamı sağlam hâle getirebilir. Bu sebeple, \"İyisin, hoşsun, güzelsin.\" diyerek olumlu telkini alışkanlık hâline getirmek gerekir.
\"Başaracaksın, sen bu işin hakkından gelirsin.\" gibi telkinler de insanın başarısına olumlu katkılar sağlar.
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ.
KAYNAK: Mevlana’ an Öyküler. Sadık Yalsızuçanlar
HAZIRLAYAN: Araştırmacı Biyolog Yaşar YENİ