AZ YEMEK NASIL DOYURUR?
Mevlâna hep az yedi. Uzunca boyuyla da büsbütün zayıf görünürdü. Diğer Allah dostları gibi o da az yemeyi tavsiye ederdi:
“Az yemede birçok fayda var. Az yiyen insanın vücudu sağlam, hafızası kuvvetli, zekâsı parlak, kalbi aydın, uykusu az, görüşü keskin, tabiatı sakin, toleranslı ve ahlâkı yumuşak olur.
“Mideni boşaltıp, ney gibi istekle inle. Mideni boşaltıp, kalem gibi sırları söyle.”
Mevlâna, kendimiz için açlığı, açlar için de doyurmayı seçmemizi istiyor:
“Din emirlerini yerine getirmenin en yükseği, \'tok karnını aç bırakmak ve aç karnı doyurmak\'tır.\' Yani kendi tok karnını aç tutmak ve aç olan başkasının da karnını doyurmaktır.
“Ruhu, gıdasını bekleyen bir hâle getirmek ve onu kabiliyetli yapabilmek için, kendi ruhunun karnını aç bırakmak lâzımdır.
“Oruç, bedenin doktoru ve ruhların koruyucusudur. Yani vücudu hastalıktan ve ibadetteki tembellikten temizler, ruhu yalnızlık vahşetinden kurtarır. Varlığın yok olur olmaz, yokluğun varlık olur.\"
HELÂL LOKMA
Mümine nur ve kemal artıran lokma, helâl kazançtan elde edilen lokmadır.
İlim ve hikmet, helâl lokmadan doğar. Aşk ve rikkat incelik helâl lokmadan hâsıl olur.
Bil ki senin canında şevki, zevki artıran ve seni öteki âleme teşvik eden, peygamberlerin ve velilerin yoluna götüren lokma, helâl lokmadır.
Eğer bu helâl lokmadan yukarıda söylenenin aksine insanda fena şeyler hâsıl olursa, bu lokmanın haram olduğunu bil.
Eğer bir lokmanın içinde hile ve kıskançlık görürsen ve ondan cahillik ve gaflet doğarsa, o lokmanın haram olduğunu bil.
Lokma bir tohumdur, meyvesi düşüncelerdir. Lokma bir denizdir, cevheri düşüncelerdir.
Helâl lokmadan, ruhta ibadet meyli ve öteki dünyaya gitmek kararı doğar.
Eğer sen, ekmek ambarı olan mideni boş bırakırsan, orasını kıymetli büyüklük incileriyle doldurursun.
Can çocuğunu şeytan sütünden kes, sonra o canı meleklere ortak kıl.
Ey himmeti zayıf ve parmağı kısa olan! Bu yiyip içmek yetişir. Daha ne vakte kadar canın hayatı ekmekle olacaktır?
Taneyi yeme ve cesede bu kadar yama vurma. “Yiyiniz, İçiniz.” emrini okuduğun gibi, “İsraf etmeyiniz.” uyarısını da oku!
Taneyi çok yiyip tuzağa düşmeyesin. İlim ve kanaat bunu gerektirir vesselam!
Bizim hayatımız, sütten kesilmeye bağlıdır. Azar azar, azimli davranarak sen de yemekten kesil. Söz burada tamam oldu.
YARIN YOKTUR
Günlerini ganimet bilip kudretli, sıhhatli, kalben ve bedenen güçlü olduğu günlerde borcunu ödeyene ne mutlu!
Ey yolcu! Aklını başına al! Vakit geçti, ömür güneşi batmaya yaklaştı.
Dikkatli ol, gafletten uyan da “Tövbe ederim.” deme. Ne yarınlar geçip gitti!. Dikkat et ki ekin zamanı geçip gitmesin. Hz. Peygamber (s.a.v.), nurdan bahsederek şöyle buyurdu: “Onun göğüslerde bulunmasının işareti, gurur yeri olan dünyadan (kalben) uzaklaşmak ve sevinç diyarı olan ahirete yaklaşmaktır.
ALLAH\'IN İPİNE SIMSIKI SARIL
Allah\'ın ipine, körcesine sarıl. Allah\'ın emir ve yasaklarından başka şeye dokunma.
Allah\'ın ipi nedir?
Nefsin isteklerini terk etmektir.
Nefsin istekleri. Ad kavmi için şiddetli bir kasırga olmuştu.
Ey Müslüman! Sen güzellik Yusuf\'usun. Bu âlem de kuyudur. Seni oradan selâmete çıkaracak ip de Allah\'ın emrine sabırdır.
Ey vaktin Yusuf u! İp geldi. Onu iki elinle sıkı tut ve gafil olma ki vakit geçmek üzeredir.
Sarıl o ipe ki cana ait ve görünürde gizli, manada pek açık olan yeni bir âlem göresin.
Allah\'a hamdolsun ki bu ipi sarkıttılar. Hem de fazilet ve rahmete kavuşturdular.
Bu dünya, tuzaktır. Onun av vasıtası, heva ve hevestir. O tuzaktan kaç ve onlardan yüz çevir.
Tuzaktan kaçmak vacip iken, senin tuzağın kanadına yapışmıştır.
Her ne kadar Kur\' an, Hz. Peygamberin (s.a.v,) dudaklarından çıkmıştır; fakat kim ona “Hak kelâmı değildir.” derse kâfirdir, i
Eğer sen Kur\' an\'ı okur da onun hükümlerini kabul etmezsen, enbiya ve evliyayı görmüş olsan da faydasızdır.
Ruhlara binlerce lütuf ve ihsanda bulunmuş olan Cenab-ı Hakkın keremine kaçmalı ve sığınmalıdır.
Ancak o zaman bir sığınak bulmuş olursun. Fakat nasıl bir sığınak?. Artık o sayede su da ateş de senin emrine girer.
Eğer sen Cenab-ı Hakkın Kur\' an\' nına kaçarsan, peygamberlerin ruhuyla bir araya gelmiş, onlarla ilişki kurmuş olursun.
GERÇEK İLİM
Topraktan yaratılan Âdem, Cenab-ı Haktan ilim öğrendi. O ilimle, semaların üzerine kadar bütün âlemleri aydınlattı.
İlim, Süleyman Peygamberin saltanat mührüdür. Bütün âlemler kalıp, ilim ise candır.
Gönül ehlinin ilmi, onları taşır. Ten ehlinin ilmi ise onlara kendini taşıtır.
İlim, kalbe yansırsa sahibine yâr olur. Yalnız kalıpta kalırsa sahibine bar (yük) olur.
Cenab-ı Hak, “Yahmilü esfara (İlim O\'ndan olmazsa, ancak yüktür).” buyurdu.
Gelip geçici bir maksat için ilim yükünü taşıma ki iç dünyanda bir ilim ambarı göresin.
Zahirî ilimlerde derin olanlar, konuşurken kuvvetlidirler, muhataplarını sustururlar. Fakat dinleyicisi olmayan ilim, ölmüş bitmiştir.
Ölürken işe yarayacak ve yol azığı olacak olan ilim, \"fakr\" ilmidir.
Ne kadar âlim vardır ki irfandan nasibi yoktur. Onlar, bilginin koruyucusudur, Allah\'ın sevgilisi değil.
Allah yolunu ve o yoldaki durakları, gönül sahibi bir arif, Cenab-ı Hakkın izniyle bilir.
Ledünnü ilme ulaşmış olan bir kimseye, yazı ve söz gerekmez. Kur’ an\'ı ezberlemiş olan için kalp sayfası, gönül levhası Kur’ an olduğu gibi...
İlim, sahilsiz bir deryadır; âlim de o sahilsiz deryaya dalmış bir dalgıçtır.
O ilim sahibi, binlerce yıl ömrü olsa da ilme doymaz. Zira Allah\'ın Elçisi şöyle buyurmuştur:
“Hırsı doymaz iki kimse vardır ki biri ilim isteyen, öbürü dünya isteyen. Ancak bunlar birbirinin aynı değildir. İlim İsteyen, gittikçe Allah\'ın rızasını kazanır. Dünya talibinin ise azgınlığı artar.”
İbn Mesut der ki:
\"Efendimiz, bu sözlerinden sonra şu iki ayeti okudu:
“Ancak âlim olan kulları, Allah\'tan hakkıyla korkarlar.”
“İnsan zenginleştikçe azgınlığı artar.”.
Mevlâna, Cuma Süresindeki şu ayeti hatırlatıyor:
“Tevrat\'ı ezberleyip de hükmüyle amel etmeyenlerin misali, kitap yüklenen eşeklerdir.”
HER ŞEY GÜZEL AHLÂK İÇİNDİR
Ben bu istek âleminde güzel ahlâktan daha iyi bir ehliyet göremedim.
Kimin huyu iyi ise o kimse kurtulmuştur; şişe yürekli, yani görünüşte ahlâklı olan ise kırılıp gitmiştir.
Bilmiş ol ki kötü ahlâklı güzel yüz, bir para etmez.
Eğer yüz hakir ve çirkin olur da ahlâkı iyi bulunursa onun ayağı dibinde ol, hizmetinde bulun.
Senin varlığında hangi huy ağır basıyorsa, Kıyamet Gününde o şekil üzere dirileceksin.
İnsanda hangi huy galipse ona göre hükmedilir. Meselâ bir karışımda altın bakırdan fazla ise o altındır.
Sıfatlar ve huylar, Kıyamet Gününde cihaz gibi sahibine gelecektir.
Kalpte yer eden ve hatırda karar eden her hayal, mahşer gününde bir suret olacaktır.
Kuyumcunun sanatı demirciye, güzel huylunun ahlâkı da kötü ahlâklı inkarcıya gitmez.
Kendi huyundan emin isen, onun lâyıkından ne korkuyorsun?
Çok defa kendi huyun yüzünden hasta oldun; fakat çok duygusuz olduğun için hastalığını da hissetmedin.
Faziletini göstermekten, küstahlıktan ve fenden vazgeç. İş görecek olan hizmettir, güzel ahlâktır.
Güzel ahlâk izinde ve talebinde ol da güzel huylularla otur. Gül yağının gülden nasıl huy edindiğine dikkat et.
Güzel ahlâk ve salih ameli âdet edin ki Yüce Allah\'ın huzurunda mahcup olmayasın.
SABIR VE İMAN
Cenab-ı Peygamber buyurdu ki:
“Her kimin tabiatında sabır yoksa, Allah ona kâmil iman vermemiştir.”
Sabır, imanın baş tacı olur. Sabrı olmayanın tam imanı da yoktur.
Ey insan! Yüce Allah, sabrı, Hakka yakın olarak zikretti. Asr Suresinin sonunu dikkatle oku.
Mevlâna, elbette ilme ve fenne karşı değildir. Burada kastedilen, ilimle övünmek ve onu bir gösteriş ve üstünlük aracı olarak kullanmaktır. İlim ancak kullukta derinleşmek ve insanlara hizmet etmek için kullanılmalıdır.
(Asr Suresinin meali: Zamana yemin olsun ki insan mutlaka zarardadır. Ancak iman edenler, hayırlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç...)
Her kim sabredecek olursa, feleklerin [gezegenlerin] üzerinde seyreder. Her kim de helva yerse [tatlı gibi gelen arzularının peşinde olursa], gerisin geriye gider.
İnsandaki (sınırsız ve haksız) arzuyu sür\' atle sürüp çıkaracak olan, ancak sabırdır.
Sen de sabret.
Doğruyu en iyi bilen, Allah\'tır.
Ey bu alçak dünyaya sabredemeyen! “Ni’mel mahidun” olan Allah\'a karşı nasıl sabrediyorsun?
Ey nazu naime karşı sabredemeyen nazlı kimse! Kerim olan Allah\'a karşı nasıl sabrediyorsun?
Üç günlük dünya devletine aldanarak ömrünü fâniler peşinde geçiriyor da Allah\'ın Cennet\'indeki ebedi, baki nimetlerini kazanmak için çalışmıyor, cemalini görmek için çabalamıyorsun.
Bu kadar çamur gibi olan dünya nimetlerine sabrın yoksa, Allah\'ın rahmeti ve mağfireti çeşmesine nasıl sabrediyorsun?
Seherlerde iltica etmiyor, İlâhi muhabbetle yanıp yakılmıyorsun.
Eğer şeker gibi bir söz söylemek istersen, hırs ve tamahtan sabret de bu geçici ve fâni şevklerin helvasını satın alma.
Sabır, akıllı ve zeki olanların dilediği şeydir. Helva ise çocukların istediğidir. Şu hâlde, dünya tüllerine bürünüp âleme hoş görünenler, erkek olsun, kadın olsun zekâ ve olgunluktan mahrum çocuklardır.
Zeki ve olgun o kimsedir ki ebedî olanı gelip geçici olana tercih ederek Allah ve ahiret için çalışır.\"
KUR\'AN\'A İTİRAZ EDEN FİLOZOF
Kur’ an okuyan biri, tam da \" Maüküm ğavran\"a gelmişti. Yani, \"Suyunuzu kaynağından keser, yerin derinliklerinde gizler, kaynakları kurutur, kupkuru bir hâle getirirsem, benim gibi
ihsanda, ululukta benzersiz olan tek Allah\'tan başka kim vardır ki suyu tekrar kaynağına getirebilsin?\" mealindeki ayeti okuyordu.
Bir hor ve hakir felsefeci, bir aşağılık mantıkçı, medrese yanından geçerken bu ayeti duydu ve hiç hoşlanmadı. Dedi ki “Suyu külünkle biz çıkarırız. Bel ve kazma ile kazarak tâ yerin dibinden suyu kaynatırız.”
Bu filozof geceleyin uyumuştu. Rüyasında aslan gibi bir adam gördü. O adam, felsefeciye bir tokat vurdu. Bu tokat iki gözünü de kör etti.
Bunun üzerine tokatlayan adam, ona dedi ki:
“Ey kötü kişi! Eğer doğrucuysan ve sözün de doğruysa hadi bu iki gözün kaynağını da kazmayla nurlandırıver”
Filozof sıçrayıp uykudan kalktı. Anladı ki iki gözü de kör olmuş, iki gözünün de nuru sönmüş.
Eğer ağlayıp inleseydi, eğer tövbe istiğfar etseydi, mahvolan nur, Allah\'ın lütf-u keremiyle yine zuhur ederdi. Fakat istiğfar etmek de elde değildir. Tövbe zevki, her sarhoşun mezesi
olmaz.
Yapılan İşlerin çirkinliği, inkar, inkârın şomluğu, onun gönlüne tövbe gelmesine mâni oluyordu, tövbe yolunu bağlamıştı.
Her gönüle, secde için izin yok. Her ücretlinin ücreti rahmet değildir.
Kendine gel de \'Tövbe eder, Allah\'a sığınırım.” diye suç işleme, günah etme.
Tövbede bir parlaklık gerek. Tövbeye de bir şimşek, bir bulut şart.
Gönül şimşeğiyle iki göz bulut olmadıkça, (Allah\'ın tehdit ve hışım) ateşi nasıl söner, yansır?
Vuslat zevkinin yeşilliği nasıl yetişir, kaynaklardan arı duru su nasıl coşar?
Gül bahçesi yeşilliğe nasıl sır söyler, menekşe nasıl olur da yasemenle ahitleşebilir?
Çınar dua için nasıl el açar, ağaç havada nasıl baş sallar?
Lâlenin yüzü nasıl kan gibi kızarır? Gül, kesesinden nasıl altınlar saçar?
Nasıl olur da bülbül gülü koklar, üveyik kuşu bir talip gibi, “Ku, ku (Nerede, nerede?)” der?
Nasıl olur da leylek, \"Lek, lek (Senin, Senin!)\" sesini canla başla çıkarır?
Ey lütfü, yardımı dilenen Allah! “Senin” de ne demek? Zaten her şey senin mülkünden ibarettir.”
İHTİYARIN HASTALIĞI
İhtiyarın biri, hekime gider ve der ki: “Dimağım yorgun, aklım yerinde değil. Doktor, “Akıl zayıflığı, ihtiyarlıktandır.” dedi. ihtiyar, “Gözüm kararıyor.” dedi. Doktor, “Koca ihtiyar, ihtiyarlıktandır.” dedi.
Adamcağız, “Sırtım da dehşetli ağrıyor!” deyince, “A zayıf ihtiyar, ihtiyarlıktandır.” cevabını aldı.
“Ne yiyorsam hazmedemiyorum.” diyecek oldu. Ama doktorun cevabı değişmiyordu:
“Mide zayıflığı da ihtiyarlıktandır.”
“Nefes alırken de sıkıntı çekiyorum, nefes darlığım var.” dedi. Ancak teşhis aynıydı:
“Nefes darlığı da ihtiyarlıktandır, ihtiyarlayınca insanda 200 türlü illet görülür.”
Bu cevap, ihtiyarı çileden çıkarmıştı. Dedi ki:
“Be ahmaki Lâfın hep bu mu? Sen doktorluktan hep bunu mu belledin be herif! Allah her derde bir derman verdi, bunu bilmiyor musun?\"
Doktor, ihtiyarın bu hiddetine de gayet sakin aynı cevabı verdi:
“Ey yaşı yetmiş, işi bitmiş kişi! Bu kızgınlık ve bu hiddet de ihtiyarlıktandır...”
İhtiyarlıkta vücudun bütün parçaları zayıflar, yıpranır, sabır da azalır. Ancak Allah mesti olan ihtiyar müstesna. Çünkü o, tertemiz bir yaşayışa sahiptir.
Ne mutlu o kişiye ki gençlik çağını ganimet bilir de borcunu öder. Sıhhatli ve güçlü kuvvetli olduğu zamanlarda bu işi başarır.
Zira gençlik çağı, yemyeşil, terütaze bir bahçe gibi esirgemeksizin meyveler verir. Genç adamın kuvvet ve şehvet çeşmeleri akıp durur. Bedeninin zeminini onlarla yeşertir.
Ne mutlu o kimseye ki ihtiyarlık günleri gelip çatmadan, boynunu liften yapılmış iple bağlamadan... toprak çoraklaşıp akmadan, kaymadan (kulluk) işini başarmıştır. Çünkü çorak yerden güzel bitki asla yetişmez.
Yolcu, kendine gel, kendine.\'... Vakit geçti, ömür güneşi kuyuya doğruldu.
Geriye kalmış bu iki günceğizinde olsun kuvvetin varken, kocalığını Hak yoluna sarf et.
YARIN YAPARIM, DEME!
Nice yarınlar geçti. Ekim zamanı tamamıyla geçmesin. Uyanık ol! Nasihatimi dinle!
DIŞINI YIKAMAK YETERLi Mİ?
Mevlâna, “Temizlik, imandandır.” hadisini bir vaazında söyle yorumlamıştı:
“İnsan bir kap, bir çanak gibidir. Onun dışını ne kadar yıkamak lazımsa içini de yıkamak o kadar lüzumludur. Çünkü Allah\'ın şarabı, ancak temiz bir kaba doldurulur. Zira konacak madde, kabın dışına değil, içine konur.
Allah\'ın Kur\' an\' da, “Benim evimi temizleyiniz.” sözü, bunun içindir.
Gönül arınıp temizlenmemişse yüz yıkamanın, abdest almanın ne faydası var?
Hırs ve tamah yüzünden süpürge gibi tamamen toz içindesin!
Benim her günüm cuma, hutbem devamlı, camilerdeki yerim ise insanlıktır.\"
BAŞ DOĞRULMADAN TAÇ DOĞRULMAZ
Cenab-ı Hak, Hz. Süleyman\'ı kral peygamber yapmıştı. Ona her türlü nimeti dolu dolu bağışladığı muazzam bir saltanat nasip etmişti. Böyleyken, kul olmak itibarıyla bir gün kalbinden Allah\'a şükran duygusunu zedeleyecek bir endişe geçti. Bunun üzerine başındaki taç eğriliverdi.
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ.
KAYNAK: Mevlana’ an Öyküler. Sadık Yalsızuçanlar
HAZIRLAYAN: Araştırmacı Biyolog Yaşar YENİ