İslâm\'a bağlanmış takva sahibi Müslüman, öfkelerini yenenler ve insanları affedenler. Allah iyilik yapan kulları sever.» âyetine uyarak daima yumuşak huylu olmaya, öfkesini yenmeye çalışır. Çünkü İslâm\'da kuvvetli olan, kalın adele ve pazuları bulunan insanları yere seren kimse değildir. Tersine kuvvetli, kızgınlık anında nefsine hakim olan, dengeli ve yumuşak huylu olan kimsedir.
“İnsanları mağlup eden kuvvetli değildir. Kuvvetli ancak kızgınlık anında nefsine hakim olandır.» (Müttefakun aleyh)
Kızgınlık anında nefse hakimiyet, insanın kuvvetli olduğuna bir ölçüdür. Yukarıdaki ölçüler içerisinde nefse yenilmek de zayıf olduğuna. Kabarmış olan kızgınlık dalgalarına kapılıp geçici bir öfkeye teslim olmak insanın güçlü olduğunu göstermez. İnsanın nefsini zabdetmesi, kızgınlık anında sinirlerine hakim olması, ona; bazı şartlarda kendini idare etmesini, fitne ve anlaşmazlıkları defetmesini öğretir. Hedefe kolayca ulaşabilir ve hem insanların hem de Allah\'ın rızasını kazanır. Bu yüzden kendisinden nasihat isteyene Resulûllah (sav) bir kelime ile cevap vermişti:”Kızma!\" Adam birkaç kez tekrarladığı halde Resulûllah (sav)\'in cevabı aynı idi: “Kızma!” (Buhari.)
Abbas (ra)\'dan şöyle dediği rivayet edilir: Resulûllah (sav) Eşec Abdulkays\'a şöyle buyurdu:
“\'Sende Allah\'ın sevdiği iki haslet var: Yumuşak huyluluk ve acele etmemek.” (Müslim).
Gerçek Müslüman bazen kızar ve hiddetlenir ama onun hiddetlenmesi ve gazabı nefsi için değil Allah içindir. Allah\'ın dininin hududu çiğnenince veya dinin rükünlerinden birine tecavüz edilince Müslüman Allah içi gazaba gelir. Allah\'ın hükümlerinden bir hüküm kaldırılınca Müslüman Allah için hiddetlenir. Ve o zaman Müslüman silkinerek kendine gelir, Allah\'ın ahkâmı ile oynayanlara dinine ve manevî değerlerine tecavüz edenlere karşı önüne geçilmez bir sel olur. İşte Resulûllah (sav)\'in de takip ettiği yol budur. Buharı ve İmam Malik şöyle rivayet ediyor;
“Resulûllah (sav) kendi nefsi için intikam almamıştır. Ancak Allah\'ın haram kıldığı bir şey çiğnendiğinde Allah için intikam alırdı.”
Bir gün bir adam gelerek:
- Ben filan adamın namazı uzatması yüzünden sabah namazına cemaata gitmiyorum, dedi. Resulûl-lah\'ın hiçbir zaman bu derece hiddetlendiği görülmemişti. Buyurdu ki:
“Ey insanlar! Sizden bazılarınız nefret ettiriyor. Hanginiz insanlara imamlık yaparsa kısa tutsun.
Çünkü arkasında yaşlı, küçük ve ihtiyaç sahipleri vardır.” (Müttefakun aleyh).
Öfke Allah için olmalıdır, nefis için değil.
Küfür ve kötü sözlerden kaçınır:
Kızgınlığı anında ideal müslüman bu ahlâka sarılırsa, dilinden küfür ve kötü sözler cereyan etmez. İdeal müslüman küfür, kötü söz ve lanetten nefret ettiren İslâmın ahlâki prensiplerine bağlanır. Çünkü İslâm bu tür sözleri söylemekten Müslüman\'ı menetmiştir. İbnu Mes\'ud (ra)\'dan şöyle dediği rivayet edilir: Resulûllah (sav) buyurdu ki:
“Müslüman\'a küfretmek fasıklık, onunla savaşmak küfürdür.” (Müttefakun aleyh).
“Allahü Teâlâ kötü sözü ve kötü söz söyleyeni sevmez.” (Ahmed, Ta-baranî).
«Allahü Teâlâ, kötü söz söyleyen utanmaz kimseyi sevmez.» (Taberanî).
“Mümin ne ayıplayıcı, ne kötü sözlü lânetçi, ne de hayasızdır.”(Buharı, Ede-bül müfred).
İslâm\'ın temiz havasını teneffüs etmiş bir Müslüman\'a yukarıda belirtilen sıfatlar asla yakışmaz. O bu tür çirkin vasıflardan çok ama çok uzaktır. Ve Müslüman, önderi olan Resulûllah (sav)\'in hayatı boyunca kimseyi bir kelime ile dahi kırmamış olduğunu görünce nefsini bu kötü sıfatlardan uzaklaştırmaya çalışır.
Enes (ra) buyuruyor ki “Resulûllah (sav) kötü sözlü, lânetçi, küfürbaz değildi. Kızdığı zaman \'Ona ne oluyor? Alnı toprağa varasıca\' buyururdu.”. Hatta Resulûllah, (sav) davete kulaklarını kapamış inkarcı kafirlere dahi lanet etmekten dilini korumuş ve yaralayıcı bir söz söylememiştir.
Büyük sahabi Ebû Hüreyre bu hususta diyor ki:
- Ya Resulûllah! Müşriklere beddua et, denildi. Efendimiz de şöyle buyurdu:
“Ben lânetçi olarak değil rahmet olarak gönderildim.” (Müslim).
Resulûllah insanların namusuna dil uzatanlara tasvir ettiği kara ve hüsran dolu sonucu göstererek nefislerden şer, kin ve düşmanlık tohumlarını kurutur. Çünkü insanın ettiği küfürler, çirkin iftiralar ve ondan sadır olan tecavüzler kazandığı bütün hasenatı yiyip bitiriyor ve hesap günü eli boş olarak ateşten kendini koruyacak bir koruyucudan mahrum kalıyor. Resulûllah (sav) buyuruyor ki:
- “İflas eden kimdir biliyor musun?”
Sahabe-.
- Bize göre müflis parası ve malı olmayandır, dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Ümmetimden müflis olan, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâ\' tıyla buna küfretmiş, şuna iftirada bulunmuş, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş olarak gelip hasenatından buna ve şuna veren kimsedir. Üzerindeki haklar bitmeden hasenatı biterse hak sahiplerinin günâhları alınıp ona yüklenir, sonra da ateşe atılır.» (Müslim.)
Sadık müslümanların hayatında bu tür boş şeylerin bulunmaması garip değildir. Bu ahlâki değerlere sahip olan İslâm toplumunda küfretmeye götürecek tartışmaların pek az olması da garip değildir. Çünkü bu yüce öğütlerin askıya alındığı bir toplumda bu tür basitliklerin olması gariptir.
Kişi gerçek islâm toplumunda konuştuğu her kelimenin hesabını vereceğini, kalbinin derinliklerinde hisseder. Hayat şartları onu bazı tartışmalara sürüklese de, öfkesini yenmeye, sinirlerine hakim olmaya ve Resulûllah (sav)\'in şu hadisini hatırlayarak kendine hakim olmayı başarır:
“Söyledikleriyle birbirine küfreden iki kişinin (günahı) söze ilk başlayıp mazlumun (hakkına) tecavüz edenin üzerinedir.” (Müslim). Bu yüzden İdeal müslüman diline sahip olan, teşvik edilse dahi küfretmeyen ve günaha düşüp haddini aşanlardan olmamak için alevlenmiş gazabını yenmeye çalışan kimsedir.
İdeal müslümanın hayatındaki bu ahlâk ölülere de uzanır ve ölmüş kimselere dil uzatıp küfretmez. Bazı cahillerin yaptığı gibi dirilere lanetle yetinmeyip ölülere de küfürde bulunmaz. Zira Resulûllah (sav) bu konuda şöyle buyuruyor:
“Ölülere sövmeyin. Çünkü onlar (dünyada) yaptıklarına gittiler.” (Yaptıklarının karşılıklarını bulacaklardır.) (Buharî).
Haksız yere kimseye fasık veya kâfir demez:
Dilini küfür ve kötü sözlerden koruyan İdeal müslüman başkalarını haksız yere tekfir etmekten de çekinir. Resulûllah (sav)\'in, biri insanlara fasık veya kafir dediğinde söylediklerinin kendilerine döneceğini bildirerek, müslümanları sakındırmıştır.
“Bir Müslüman bir Müslümana kâfir veya fasık diye iftirada bulunmaz ki, iftira attığı öyle değilse (iftirası) kendisine geri dönmesin.” (Buhari).
Utangaçtır:
İdeal müslümanın sıfatlarından biri de utangaç olması ve toplumda kötülüğü örtmesidir. Müslüman, kitap ve sünnetin insanların namusları hususunda konuşanlar hakkındaki uyarılarını da hesaba katarak amel eder:
“Müminler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır.” (Nur: 19). Toplumda hayasızlığı diliyle yayan, o işi yapmış gibi günahkârdır. Ali b. Ebi Talib (ra) der ki: “Kötü söz söyleyen ve o sözü yayan günah bakımından eşittir.”.
(Buharı, Edebül müfred\'de).
Toplumda fert haya sahibidir. Başkalarının ayıplarını örter. Aşağılık şeylere tenezzül etmez. Onun kendine İslâm\'ın verdiği başkalarının namusları hakkında konuşmaktan men eden bir ahlâkı vardır. İster duymuş olsun ister görmüş olsun dilini masiyeti açıklamaktan korur. Zira Resulûllahi (sav)\'in şu hadisini bilir: “(Masiyetleri) açığa vuranların dışında ümmetimin hepsi af edilmiştir. Biri gece bir iş işler. Sonra da Allah onun yaptığını örtmüş olarak sabahlar. (Başkası ona): Ya filan! Sen dün akşam şöyle şöyle yaptın, der. Rabbi onu örterek geceler, sabahlayınca Allah\'ın sırrını açıklar. İşte bu(masiyeti) açığa vuranların işlerindendir.) (Müttefa-| kun aleyh)
“Bir kul diğer bir kulun dünyada (ayıbı) örtmez ki Allah da onun (ayıbını) kıyamet günü örtmesin.)) (Müslim)
Resulûllah (sav) i şöyle buyururken işittim: “Müslümanın bir ayıbını görüp onu örten canlı olarak gömülmüş birini kabrinden diriltmiş gibidir.” (Buharıi Edebül Müfred).
İnsandaki zafiyetin tedavisi insanların ayıplarını araştırmak, onları rezil etmek ve teşhir etmekle olmaz. Bu zafiyetin tedavisi, hakkı kulaklarına en güzel şekilde duyurmak, onlara itaati sevdirmek ve masiyetin çirkinliğini göstermekle olur. Onları karşımıza alıp yaptığı ayıbı yüzüne vurmakla değil. Yumuşaklık, nezaket ve güzel bir girişle kalblerin kapalı kapıları açılabilir. Nefisler yumuşar. Sonra İslâm müslünıanların kusurlarını, ayıplarım araştırmayı yasaklamıştır. Allahü Teâlâ, ((Birbirinizin ayıbını araştırmayın.” buyuruyor.
Bu sebeple Resulûllah, (sav) insanların namusuna dil uzatmanın, kusurlarını araştırmanın tehlikesine dikkati çekerek, başkasının ayıbını örtmeyi basit görenlerin kusurlarını açığa vurmak ve kendi evinde rezil etmekle tehdit ediyor:
“Allah\'ın kullarını rahatsız etmeyin. Onları ayıplamayın ve ayıplarını araştırmayın. Çünkü kim müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa Allah onun ayıbını talep eder ve onu kendi evinde rezil eder.” (Ahmed)
Kendini ilgilendirmeyen şeye karışmaz:
İdeal veİslâm\'a bağlı Rabbinin rızasını gözeten bir Müslüman kendini ilgilendirmeyen şeye
müdahale etmez. Burnunu insanların özel işlerine sokmaz. Onlar hakkında söylenen ve yayılan şeylere aldırmaz. Çünkü İslâm ahlâkına tutunmak için onlardan kaçınır. O, bu boş, faydasız ve ucuz gevezeliklerden koruyan İslâm ahlâkının kaynaklarına iman eder:
(Kişinin müslümanlığının güzelliği kendini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesidir.”
(Mâlik, Ahmed, Taberanî).
Ebû Hüreyre (ra)\'dan şöyle dediği rivayet edilir: Resulûllah (sav) buyurdu ki:
“Allah sizin için üç şeyden razı olur, üç şeyden de hoşlanmaz. Sizin kendine kulluk etmenize, şirk koşmamanıza ve Allah\'ın ipine hepinizin sarılıp dağılmamasına razıdır. Dedikodu yapmanızdan, çok soru sormanızdan ve mal ziyan etmenizden de hoşlanmaz.” (Müslim).
İslâm\'ın yetiştirdiği ahlaki toplumda dedikoduya, çok soruya ve insanların özel işlerine müdahaleye yer yoktur. Çünkü bu toplumda fertler bunlardan daha yüce şeylerle, ( insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır) prensibi ile meşguldürler. Onun hizmet bayrağını her köşede dalgalandırmakla uğraşırlar. İslâm\'ın güzel değerlerini insanlar arasında yaymaya çalışırlar. Bu büyük işlerle uğraşanlar o küçük günahlarla meşgul olmaya vakit bulamazlar.
Gıybet ve kovuculuktan uzaktır:
İdeal müslüman gıybet ve kovuculuktan uzaktır. Çünkü o, yetişmesi ve İslâm ahlâkına bağlılığıyla bu gibi basitliklerden yüz çevirmiş hayattaki büyük işlere talip olmuştur. Daima Kitap ve Sünnetin yoluna kulak veren, emrettiğini alıp yasakladığını terk eden bir insandır, ideal müslüman. Ve o şu âyetleri okur:
“Kimse kimseyi çekiştirmesin, hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır.
ondan tiksinirsiniz. Allah\'tan korkun, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir.» (Hucurat: 12).
Gıybetten nefret eder. Çünkü gıybet edenin, insanı çekiştirenin gıybet ettiği kimsenin ölü etini yediğini bilir. Ve hemen tevbeye yönelir.
Müslümanların hangisi daha üstündür? sorusuna Resulûllah (sav)\'in verdiği cevaba kulak verir: “İnsanların dilinden ve elinden kurtulduğu kimse.” (Muttefakun aleyh).
Bu yüce öğüt karşısında müslüman gıybete yanaşmaz ve insanları rahatsız etmez. Tam tersine gıybeti bulduğu yerde kovar ve müslüman kardeşini arkasından korur, ona bazı diller uzandıkça onları engeller. Müslüman kardeşini müdafaa eder. Çünkü Resulûllah (sav) buyuruyor ki:
“Müslüman kardeşinin namusunu arkasından koruyan kimseyi ateşten azad etmek Allah üzerine hak olur.” (Ahmed, Taberanî).
Mütteki bir Müslüman, toplumda kovuculuk yapmaz. Çünkü dininden söz taşıyan ve insanları çekiştirenlerin, şerliler zümresine dahil olduğunu ve insanların arasını bozmaktan başka düşüncelerinin olmadığım bilir.
Esma binti Yezid\'den rivayet edilmiştir. Resulûl-\' lah (sav) şöyle buyurdu:
“Size en hayırlılarınızı haber vereyim mi?” Sahabe:
- Evet ya Resulûllah! dediler. Buyurdu ki:
“Görülünce Allah\'ın zikredildiği kimseler.” Sonra devam etti:
“Sizin en şerlilerinizi haber vereyim mi? Laf taşıyanlar, dostlar arasını bozanlar, kusursuz insanlara zulmedenler.” (Ahmed).
İnsanların arasını açan fitneci kimseye dünyada ve ahirette ceza olarak, hatasında ısrar ettiği takdirde bütün ümit kapılarını kapayan şu hadis kafidir:
“Cennete kovuculuk edenler giremez.” (Müttefakun aleyh).
İnsana korku ve dehşet veren bir. husus da kovuculuk edenin azabının kabrine konur konmaz başlamasıdır. Buharı, Müslim ve başkaları İbni Abbas (ra)\'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
Resulûllah iki kabrin yanından geçti ve buyurdu ki:
“O ikisi de azab görüyorlar. Büyük bir günah için azab görmüyorlar. Birisi laf taşıyordu, diğeri ise bevlinden (sidiğinden) istibra etmiyordu (kaçınmıyordu).” Bir yaş hurma dalı istedi. Onu ikiye bölüp birinin üzerine birini, öbürünün üzerine de öteki parçayı dikti ve buyurdu ki: “Kurumadığı sürece belki onların azabını hafifletir.”
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ.
KAYNAK: Kur’ an ve Sünnette Müslümanın Şahsiyeti- Prof. Dr. M.Ali HAŞİMİ
HAZIRLAYAN: ARAŞTIRMACI BİYOLOG YAŞAR YENİ