Müslümanların arasını yapmaya çalışır
Müslümanların işiyle ilgilenerek onlara fayda temin edip zararı defetmenin çeşitlerinden biri de eğer aralarında anlaşmazlık varsa aralarını bulmaktır. Ara bulmak konusunda varid olan naslar bu sayfalara sığmayacak kadar çoktur.
“Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler, öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah\'tan korkun ki, size acısın.” (Hucurat: 10).
Resulûllah (sav) bizzat kendisi aralarında anlaşmazlık bulunanları barıştırmaya, aralarını düzeltmeye çalışırdı. Bunu yaparken de müslümanlara sulhun vacip olduğunu, anlaşmazlık içinde olanların aralarını bulmanın gerekliliğini vurgulardı.
Ebu Abbas Sehl b, Sa\'d es-Saidi (ra) uzun bir hadiste Resulûllah (sav)\'in Amr b. Avf oğullarının aralarında bir anlaşmazlık olduğu haberi gelince yanına bazılarını alıp onların aralarını bulmak için namaz yaklaşıncaya kadar uğraştığını naklediyor.
Resulûllah (sav) müminler topluluğunda kardeşliğin hakim olması için çok çaba sarfediyordu.
Müminlerin hayatlarının uyumluluk ve anlayış içinde olması için de çok özen gösteriyordu. Her an söz ve amelleriyle onları hayra, hoşgörüye, affa ve yumuşak huyluluğa teşvik ederdi. Aişe (ra) anlatıyor:
“Resulûllah (sav) birbirleriyle münakaşa eden insanların sesini işitti. Biri ötekinden borcunu biraz düşürmesini ve kolaylık sağlamasını istiyor, diğeri: Vallahi yapmam diyordu. Resulûllah (sav) onların yanına çıktı ve şöyle buyurdu:
“İyilik yapmamaya Allah adına yemin eden nerede?” Alacaklı burada utancından eridi. Çünkü Resulûllah (sav)\'in sesi, kendini ayıplar ve yaptığı işi kötüler şekildeydi.
Hakkından vazgeçti ve: “Benim ya Resulûllah! Hangisi ona daha sevimli ise onu yapsın,” dedi. (Müttefakun aleyh).
İnsanların arasını düzeltmek için birbirlerinden nefret etmiş nefisleri yumuşatmada serbest şekilde konuşmaya Resulûllah \'(sav) izin vermiş ve bunu haram olan yalandan saymamıştır. Ümmü Gülsüm bt. Ubke b. Ebi Muayt\'ın rivayet ettiği hadiste bunu görüyoruz. Ümmü Gülsüm şöyle diyor: Resulûllah (sav)\'i şöyle buyururken işittim:
“İnsanların arasını bulup hayır haber götüren veya hayır söyleyen yalancı değildir.”
(Müttefakun aleyh)
Müslim\'in rivayetinde şu fazlalık vardır: o Resulûllah (sav)\'i şu üç şey dışında insanların söyledikleri şeyde (gerçek dışına çıkmaya) izin verdiğini duymadım: Harp, insanların arasını bulmak ve erkeğin karısına, kadının da kocasına söylediği söz.”.
Hakka çağırır:
İdeal sağlıklı Müslüman daima hareketli ve faaldir. Durmadan çağrı görevini sür-
dürür kendini olayların ve bazı faktörlerin harekete geçirmesini beklemeden kendiliğinden insanları hakka davete koşar. Ve Allah\'ın samimi, ihlaslı davetçilere hazırladığı sevabı almaya yönelir. Nebi (sav) şöyle buyuruyor:
“Vallahi Allah\'ın senin vasıtanla birini hidayete erdirmesi senin için kızıl tüylü develerden daha hayırlıdır.” (Müttefakun aleyh)
Sadık bir davetçinin, yoldan ayrılmış birisine söyleyeceği güzel söz ile kalbine hidâyet tohumunu ekmiş olması kızıl tüylü develerden daha kıymetlidir. Arapların o zaman en kıymetli mal olarak bildikleri kızıl develerden daha kârlı bir iş. Bu sevabına elinde hidayet bulanların sevabı da eklenmektedir.
“Kim hidayete davet ederse ona kendine tabi olanların sevabı gibi sevap vardır. Onların ecirlerinden de bir şey eksilmez.” (Müslim)
Davetçilerin Allah yolunda sabırları ve çektiklerine hased edilmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü mallarını ve vakitlerini, doğru yoldan ayrılmışları hakka çağırmada harcıyorlar.Resulûllah (sav) bir hadisinde bu durumda olan bir insana gıpta edilebileceğini söylemiştir.
“İki (kimsenin) dışında (hiç kimseye) hased etmek (caiz) olmaz: Allah\'ın kendisine verdiği malı Hak yolunda sarf eden adam ve Allah\'ın kendisine verdiği ilim ile amel edip onu öğreten kimse.” (Müttefakun aleyh).
Müslüman az şey bildiği mazereti ile davetten vazgeçmez ve bildiğiyle Allah\'a davet görevini yapar. Allah\'ın kitabından bir âyet dahi olsa hakkı tebliğ etmek ona yeterlidir. Resulûllah (sav) de ashabına bunu emrediyordu: “Benden bir âyet de olsa tebliğ edin...” (Buhari).
Çünkü belki adamın hidayeti onun okuyacağı âyetin bir kelimesine bağlı olabilir. Ve içinde iman kıvılcımı onunla alevlenip hidayet parlayabilir ve bu insanın hayatı ve kalbi aydınlanıp bambaşka bir insan olarak ortaya çıkabilir.
İdeal sağlıklı Müslüman, normal olarak başkasını da düşünen insandır. Kendi için sevmediği ve istediğini kardeşi için de sever ve ister. Müslümanların işiyle daima meşgul olur. Daha önce hadiste de geçtiği gibi müslümanların işiyle ilgilenmeyen, onların derdiyle dertlenmeyen, onlardan değildir. Bunun yanı sıra yine daha önce geçtiği gibi Allah peygamberi, müslümanlar ve imamları için nasihat eder. Bu yüzden de kendisinin ve etrafındakilerin hidayetiyle yetinmeyip bütün insanların hidayete kavuşması için çalışır.
Cenneti sadece kendi ve ailesi için değil bütün insanlar için ister. Bunun için de daima onları cennete sokacak cehennemden uzaklaştıracak şekilde, “insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” düsturuyla davet eder. Davetçinin bu vasfı onu diğer insanlardan ayıran özeliğidir. Bu çok yüce Resulûllah (sav)in sena ve övgüsünü kazanmış bir ahlâktır:
“Bizden bir şey işitip te işittiği gibi tebliğ eden kişinin Allah yüzünü ağartsın. Çünkü belki tebliğ edilen, dinleyenden daha iyi anlar.” (Tirmizî).
Müslümanlardan oluşan toplum dayanışma toplumudur. Mesuliyet duygusu bu toplum fertlerinin gönlünde en sadık şekliyle yaşamaktadır. Müslümanlar Allah önündeki mesuliyetlerini anlasalar ve her fert toplumda davet görevini yerine getirseydi bugün düştükleri hale düşmez ve dinlerinin yolundan ayrılmazlardı.
Bu yüzden de davet usullerini bilip yapmayan ve Allah\'ın verdiği ilmi saklayanlara tehdit çok şiddetli olmuştur. Özellikle de ilmini bazı makamlara yükselmek ve dünya malına erişmek için vesile yapanlar hakkında tehdit çok şiddetlidir:
“Allah\'ın rızasını kazandıran bir ilmi dünya menfaati için öğrenen insan kıyamet günü cennetin
kokusunu bile duyamaz.” (Ebû Davud).
“Kendine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye kıyamet günü ateşten bir gem vurulur.”
(Ebû Davud, Tirmizî).
İyiliği emreder, kötülüğü nehy eder:
Allah\'a davetin gereklerinden biri de “emr-i bil maruf nehy-i anil münker” dir. Yani iyiliği emredip kötülüğe engel olmaktır. Bu yüzden de davetçi Müslüman iyiliği emredici kötülüğü yasaklayıcı, engelleyicidir.
Bunu yaparken akıllı, dikkatli, temkinli, insana nasıl yaklaşılacağını bilerek ve hikmetle işe koyulur. Bir kötülüğü, yani dinin kabul etmediği şeyleri gücü yeterse eliyle izale eder. Bu izalede eğer ondan daha büyük bir fitne zuhur etmeyecekse eliyle, eliyle gücü yetmiyorsa diliyle hakkı gösterir. Buna da gücü yetmezse batılı kalbiyle inkâr eder ve münkerin tamamen ortadan kalkması, kökünden yok edilmesi için hazırlık içine girer. Resulûllah (sav) buyuruyor ki:
“Sizden her kim bir münker görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin. Ona da gücü yetmezse kalbiyle reddetsin. Bu (sonuncusu) ise imanın en zayıfıdır.” (Müslim)
Müslüman iyiliği emredip münkeri engellerken aslında müslümanlara nasihat etmektedir.
Din nasi-hattan ibaret olduğuna göre müslümanın mutlaka emri bil maruf ve nehyi anil münker yapması lâzımdır.
-“Din nasihattir.»
- Kimin için diye sorduk.
“Allah için, kitabı için, Resulü için, müslümanların imamları için ve müslümanların hepsi için,” buyurdular. (Müslim).
Emri bil maruf ve nehyi anil münker olan bu nasihat her sadık Müslüman\'ı zalimin karşısında hakkı açıklamaya sevk eder. Bu ümmetin hür, aziz ve kerim olarak kalabilmesi hür ve cesur insanların bulunmasına bağlıdır. Zalime: Sen zalimsin, demekten korkmayacak yiğitlerin
bulunmasına... Ümmet ne zaman bu tip insanlardan hali kalırsa o zaman tehlikeyle karsı karşıya kalır. Resulûllah (sav):
“(Ümmetimin zalime: Sen zalimsin demekten korktuğunu gördüğün zaman (artık) onlar terk edilirler (iş bitmiş demektir.)”(Ahmed, Bezzar, Taberani).
Peygamberimizin hadisleri müslümanların gönüllerine kahramanlık ruhunu yerleştirmektedir. Ve zalimlerin karşısında gösterilecek kahramanlıktan dolayı rızkın kesilmeyeceğine ve ecelin
yaklaşmayacağına olan inançlarını sağlamlaştırmaktadır.
“Hakkı gördüğünde söylemekten ve o büyük günü hatırlatmaktan sizi insanlara olan korkunuz
engellemesin. Çünkü bu eceli yaklaştırmaz ve hiçbir rızkı da uzaklaştırmaz.”. (Tirmizî, îbni Mace, Taberani).
Nebi (sav) minberde iken bir adam kalkarak söyle dedi:
- Ya Resulûllah! İnsanların hangisi daha hayırlıdır?
- “İnsanların en hayırlısı Kur\' an-ı en çok okuyanları, en muttakileri ve emr-i bil maruf ve nehyi anil münkeri en çok yapanları ve akrabaya en fazla iyilik edenleridir.” (Ahmed, Taberanî).
Emri bil maruf ve nehyi anilmünker kaidesinin İslâm toplumuna yerleşmesi için sadık müslümanların nefislerine cesaret ve atılganlık ruhunun işlenmesi, batıla, karşı koyma ve mazlumlara yardım etmede cesurane tavırlar takınmaları öğretilmiştir.
Hadis-i şerifler bu şerefli kahramanlık meziyetini methederek hakkı savunanlara Allah\'ın yardımını vad etmekte, korkup susanlara da Allah\'ın onları terk edeceğini bildirmektedir:
“Namusu çiğnenen ve hakkına tecavüz edilip hakkı elinden alınan Müslüman\'ı kendi haline terkeden kişiyi Allah da o aynı duruma düştüğünde yardım edilmesini istediğinde kendi haline bırakır.
Namusunun çiğnendiği ve hakkının elinden alındığı bir yer de Müslüman\'a yardım eden kimseye de Allah ona kendine yardım edilmesini istediği bir durumda yardım eder.” (Ebû Davud, Taberani).
Bu yüzden Müslüman, ideal sağlıklı Müslüman davet sahibidir. Batıl karşısında susmaz. Hakka yardımdan geri durmaz. Toplumunda zulmün yayılmasına razı olmaz. Dinin kabul etmediği şeylerin yayılmasına razı olmaz. Daima münkeri değiştirmeye çalışır. Bu görevleri terk eden korkaklara gelecek ilahî cezayı defetmek engellemek için durmadan münkerlerin izalesi için çalışır. Ebû Bekir Sıddık (ra) Resulûllah (sav) den şöyle haber veriyor:
Ebû Bekir halife olunca minbere çıktı, Allah\'a hamd etti sonra dedi ki:
- Ey insanlar! Siz, “Ey inananlar! Siz kendinize bakın, doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar , veremez,” âyetini okuyor ve yanlış anlıyorsunuz. Ben Resulûllah (sav)\'i şöyle buyururken işittim:
“İnsanlar bir münker görür de onu değiştirmezlerse Allah\'ın onlara umumi bir ceza vermesi
yakındır.” (Hayatus sahabe).
İmanı canlı sadık Müslüman gevşeklik, pasiflik ve vurdumduymazlıktan son derece uzaktır. Dini
meselelerde gevşeklik etmez. Emri bil maruftan geri durmaz. Münkeri hoş görüp ona yaklaşmaz. Gücü yetince onu değiştirmeye gayret eder. Din işleri ciddidir. şakaya gelmez. İnanç meselesi kesindir, gevşeklik olamaz. Nebi (sav) bizi Yahudilerin dinlerine olan alakasızlıkları ve gevşekliklerine bizim de mübtelâ olup Allah\'ın onlara isabet eden gazabından sakındırmıştır. Ebû Musa (ra) Nebi (sav)\'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
“Sizden önce, İsrail oğullarından biri bir günah işlerse diğeri onu gevşek bir şekilde nehy eder, ertesi gün de o adamla sanki dün o günahı işlememiş gibi oturur, ona güvenir ve onunla
yer içerdi. Allah onların bu durumunu görünce Davud ve Meryemoğlu İsa lisanı üzerine isyanlarının ve azgınlıklarının karşılığı olarak kalblerini birbirine düşman kıldı. Nefsim yedinde olan (Allah)\'a yemin ederim ki, iyiliği emreder, kötülüğü nehy eder, kötüleri engeler ve onları doğru yola getirirsiniz veya Allah kalblerinizi birbirine düşman kılar, onları lanetlediği gibi sizi de lanetler.” (Taberanî).
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ.
KAYNAK: Kur’ an ve Sünnette Müslümanın Şahsiyeti- Prof. Dr. M.Ali HAŞİMİ
HAZIRLAYAN: ARAŞTIRMACI BİYOLOG YAŞAR YENİ