Güzel ahlâklıdır:
Gerçek Müslüman güzel ahlâklı, cömert, tatlı sözlü ve İslâm yoluna ayak uydurmuş, Nebi (sav)\'e tabi olmuş bir kişidir.
Resulullah, (sav) hizmetçisi Enes\'in naklettiği gibi ahlâk yönünden insanların en güzeliydi... Enes (ra) sözünde mübalâğa etmiyordu. Çünkü o Resulûllah (sav) de hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın] işitmediği güzel ahlâkı görmüştü. Şimdi sözü Enes\'e] bırakalım da bize İslâm Peygamberinin ahlâkından; bir nebze anlatsın:
‘Resulullah (sav)\'e on sene hizmet ettim. Bu müddet zarfında bana asla, ‘öf ’ bile demedi. Ne
yaptığım bir şeye onu niye yaptın, ne de yapmadığım bir şey için: Şöyle yapamaz mıydın, demedi.’ Müttefakun aleyh)
Evet Resulullah (sav) böyleydi. Çünkü O, ne kötü söz söyler ne de başkalarına kötü söz işittirirdi.
‘Ahlâkı en güzel olanınız en hayırlılarınızdandır.’ (Müttefakun aleyh)
(Çirkin söz ve çirkin sözü söylemenin İslâm\'da hiçbir şekilde yeri yoktur. İnsanların İslâm açısından en güzeli, ahlâkı, en güzel olanlarıdır.’ (Ahmed, Ebû Ya\'la)
‘Bana en sevimli ve kıyamet günü bana en yakın olanınız ahlâkı güzel olanlarınızdır. Bana en sevimsiz ve kıyamette benden en uzak olanınız gevezeler, insanlara üstünlük taslamak için ağızlarını yayarak konuşanlar ve çok sözlülerdir.’ Sahabe dedi ki:
- Gevezeleri ve ağzım yayarak konuşanları anladık, ama çok sözlüler kimlerdir? Buyurdu ki:
‘Kibirliler.’ (Tirmizi).
Sahabe (ra) Resulullah (sav)\'den duydukları bu tavsiyeleri dinlerler ve nasıl uyguladığını gözleriyle görürlerdi. Duydukları ve gördükleriyle amel ederlerdi; Böylece de tarihte eşine rastlanmayan örnek toplumlarını kurdular.
Enes (ra) buyuruyor ki:
‘Peygamber (sav) çok merhametli idi. Ona hiç kimse gelmezdi ki, ona vadetmesin ve yanında varsa vadini yerine getirmesin. Bir defasında namaz için kamet getirildi. Ona bir bedevi (köylü) gelerek elbisesini tuttu ve: Çok az bir şeye muhtacım, unutmaktan korkuyorum dedi. Onunla birlikte kalktı onun ihtiyacını gördü, sonra da geldi ve namaz kıldı.’ (Buhari, Edebul müfred\'de).
Namaz için kamet getirildiği halde Resulullah (sav) bedeviyi dinleyip ihtiyacına cevap vermeyi zor ve ağır bulmadı. Elbisesinden tutup ihtiyacını gidermesi için ısrar eden bu bedevinin hareketine kızmadı. Çünkü Resulullah (sav) örnek bir toplum bina ediyordu. Müslümanlara, Müslüman kardeşine nasıl mu amele edeceklerini bizzat kendisi gösteriyordu. Ve onlara İslâm toplumuna hakim olması gereken ahlâki ilkeleri gösteriyordu.
Güzel ahlâk gayr-i müslimlerde eğitime bağlıysa; Müslümanlarda da insanın makamını yücelten ve ahirette terazisini ağır bastıran bir seciye olarak kabul edilen dine bağlıdır. Çünkü Resulûllah (sav)\'ini haber verdiğine göre hesap gününde Müslümanın terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur:
‘Kıyamet günü mümin kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Şüphesiz Allah çirkin söz söyleyen hayâsız kimseyi sevmez. (Tirmizî)
İslâm güzel ahlâkı Resulûllah (sav) in buyurduğu gibi imanın kemalinden saymış ve insanların ahlâk yönünden en güzelini iman yönünden en kâmili kabul etmiştir:
‘Müminlerin iman bakımından en olgunu ahlâkı en güzel olanlarıdır.’ (Tirmizî).
Üsame b. Şüreyk\'in rivayet ettiği şu hadisinde delâlet ettiği gibi güzel ahlâk sahibi insan Allah\'ın! en sevdiği kuldur:
Nebi (sav)\'in yanında oturuyorduk. Başlarımızın üzerinde kuş varmış gibi (dikkatle) dinliyor ve biz den kimse konuşmuyordu. Birtakım insanlar geldi ve\' dediler ki:
-‘Ahlâkı en güzel olanları’ (Tirmizî).
Güzel ahlâklı insanın Allah\'a en sevimli kul olması pek tabiidir. Çünkü güzel ahlâk İslâm\'da üstün bir yer tutar. Kulun hesap gününde terazisine konan hasenatın en ağırlarındandır. İslâm\'ın iki büyük rüknü olan namaz ve oruca denktir. Resulûllah (sav) buyuruyor ki:
‘Mizana güzel ahlâktan daha ağır bir şey konmaz. Güzel ahlâk sahibini, mutlaka oruç ve namaz
derecesine çıkartır.’ (Tirmizi). (Başka bir rivayette. ‘\'Kul güzel ahlakıyla mutlaka namaz kılan ve oruç tutanların derecesine erişir.’
Bu yüzden de Resulûllah (sav) sahabeyi güzel ahlâka teşvik eder, çeşitli yollarla onlara güzel ahlâkı sevdirmeye çalışırdı. Çünkü nefislerin temizlenmesi ve insanların güzelleşmesinde bunun tesirini çok iyi biliyordu. Resulûllah (sav) Ebu Zer\'e buyuruyor ki:
‘Ey Ebû Zer! Sana, yapılması insana hafif mizanda ağır iki haslet söyleyeyim mi? Ebû Zer:
- Evet ya Resulûllah, dedi. Buyurdu ki;
‘Güzel ahlâkı ve sükûtu terketme. Nefsim kudretinde olan Allah\'a yemin ederim ki insanlar bu iki haslet gibisiyle güzelleşmediler.’ (Ebû Ya\'la. Tabera-nî)
‘Güzel ahlâk nemadır, kötü ahlâk uğursuzluktur. İyilik ömrü artırır, sadaka kötü ölümü engeller’ (Ahmed)
Resulûllah (sav) duasında şöyle derdi:
‘Allahım! Beni güzel yarattın. Ahlâkımı da güzelleştir,’ (Ahmed)
Allah\'ın ‘Sen yüce bir ahlâk üzeresin’ buyurduğu halde Nebi (sav)\'in duasında ahlâkının güzelleşmesi için dua etmesi, müslümanların, daima ahlâklarının güzelleşmesini istemeleri, ne kadar yükselirlerse yükselsinler Allah\'tan bu hususta yardımını eksik etmemesini dilemeleri icab ettiğini gösterir.
Güzel ahlâk birçok mânâları içine alan şümullü bir kelimedir. İnsanı güzelleştiren, tezkiye eden ve onu yücelten haya, ilim, yumuşak başlılık, al\', bağışlamak, hoşgörü, doğruluk, emanet, nasihat, istikâmet ve kalb temizliği gibi insanı güzelleştiren, nefsini terbiye eden ve onu yücelten her şey güzel ahlâk kelimesinin mânâsı içine girer.
İslâm\'ın sosyal bakımdan yönlendirici naslarını inceleyenler kendilerini sosyal ahlâklardan her biri için teşvik eden çok miktarda nas önünde bulacaktır. Bu da İslâm\'ın sosyal şahsiyetin oluşmasına gösterdiği özene işarettir. Güzel ahlâk gibi genel ifadeler de bulunmasıyla beraber bununla da yetinmez, teferruat üzerinde de durur. Araştırmacıların, mütteki ve ideal sağlıklı müslümanın temeyyüz ettiği ileri düzeydeki sosyal şahsiyetini göstermek için bütün bu nassları teker teker ele alması gerekir.
Daha önce bu nasslardan bazılarını inceledik ve neticede gerçek Müslümanın sâdık, vefakâr, hile bilmez, aldatmaz, ihanet etmez, hased etmez vs bütün insanlarla iyi geçinen birisi olduğu bize açıklanmış oldu.
İşte şimdi biz Müslümanın sosyal şahsiyetini şekillendiren ve birçok noktada özel tavrını belirleyen diğer nasları ele alıyor ve konumuza devam ediyoruz.
Hayalıdır:
Gerçek Müslüman haya hususunda en güzel örneği teşkil eden Resulûllah (sav)\'e uyar. Büyük sahabi Ebû Said el-Hudri Resulûllah (sav)\'in hayasını şöyle tavsif ediyor:
‘Resulûllah (sav) örtüsünün içindeki bekâr kızdan daha hayalıydı. İstemediği bir şey görse yüzünden anlardık.’ (Müttefakun aleyh)
Haya ulemanın tarif ettiği gibi daima kötü şeyi terk etmeyi ve hak sahipleri hakkında kusurlu davranmayı yasaklayan yüce bir ahlâktır. Ayrıca birçok hadiste de efendimiz onu, sahibine ve içinde yaşadığı topluma hayır vesilesi kabul etmiştir.
İmran b. Husayn (ra)\'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resulûllah (sav) buyurdu ki:
‘Haya hayırdan başka bir şey getirmez’ (Müttefakun aleyh). Müslim\'in rivayetinde ‘Haya tamamıyla hayırdır.’ şeklindedir.
Ebû Hüreyre (ra)\'dan rivayet edilir ki Resulûllah (sav) şöyle buyurdu:
‘İman yetmiş küsur (veya altmış küsur) şubedir. En efdali Lailahe illallah sözüdür. En aşağısı ise yoldan eziyet veren şeyi uzaklaştırmaktır. Haya da imandan bir şubedir.’ (Müttefakun aleyh)
Sadık, muttaki, edepli, yumuşak huylu, ince ruhlu Müslümandan insanları rahatsız edecek kötü bir şey sadır olmaz ve hak sahiplerine karşı ihmalkâr davranmaz. Çünkü haya onu bu tür şeylerden alıkoyar ve o hatalara düşmesini engeller. Sadece insanlardan utandığı için değil imanına zulüm elbisesini giydirmemek için de Allah\'tan haya eder. Çünkü haya imandan bir şubedir. Bu ise insanın haya da vardığı en ileri derecedir.
Bazı ahlâki faktörlerin Allah\'a ve ahirete, imana bağlanması, Müslüman insanı ihlâs ve vasıflandığı ahlâk ile başkalarından ayırır. Günler ne kadar geçerse geçsin şartlar ne kadar değişirse değişsin bu ahlâkın sebat ve devamı Müslüman\'ı başkalarından ayırır. Çünkü bu ahlâk anlayışı, ihanet etmekten utanan, ince ruhlu, hayalı birinin vicdanından çıkmaktadır. Onun gizli sırlarını dahi bilen Allah\'tan haya etmesi sadece görünen bazı şeylere muttali insanlara olan hayasından öncedir. İşte Allah\'tan
haya etmek Müslüman ile gayr-i müslimin yollarının ayrıldığı noktadır.
İnsanlara yumuşak davranır:
Gerçek Müslüman letafeti gerektiren yerde lâtif, yumuşaklığın istendiği yerde yumuşak ve temkinin gerekli olduğu yerde de temkinlidir. Çünkü letafet, yumuşaklık ve temkin Allah\'ın kullan üzerinde görmesini sevdiği iyi hasletlerdendir. Bu hasletler ahlâkın güzelleşmesini sağlar. İnsanı diğer insanlara yaklaştırır ve onlara sevdirir:
‘İyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi, sen fenalığı en güzel şekilde sav, o zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün. Bu ancak sabredenlere vergidir, bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir.’ (Fussile: 34-35).
Allah\'ın kullarından işlerinde yumuşak davranmalarını istediğini bilir.
‘Şüphesiz Allah rafıktır. Her işte yumuşaklığı sever.’ (Müttefakun aleyh)
Allah yumuşaklık sıfatına haiz kimselere başkalarına vermediği sevapları vererek mükafatlandırır.) Allah rafîktır. Yumuşaklığı sever. Yumuşaklığa, başka güzel hasletlere vermediği mükafatı verir.» (Müslim)
Peygamber (sav) yumuşaklığı överek onu her şeyin ziyneti kılmış ve bulunduğu her şeyi süsleyecek ğini beyan ederek onu insan nefsine sevdirmiştir.
‘Yumuşaklık bulunduğu her şeyi süsler. Bir şey den de yumuşaklık sıyrılırsa o şey çirkinleşir.’
Resulûllah (sav) Müslümanları daima muamelelerinde yumuşaklığa teşvik eder. Şartlar ne kadar sinirleri bozucu ve ne kadar tahrikkâr olursa olsun Müslümanlar nezaketi elden bırakmamalıdır.
Ebû Hüreyre (ra)\'ın şöyle dediği rivayet olunur:
Bir bedevi mescide küçük abdestini bozdu. Oradakiler onu engellemek için kalktılar. Nebi (sav) buyurdu ki:
‘Bırakın onu, bevlinin üzerine bir kova su dökün. Sizler ancak kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz. Zorlaştırıcı olarak değil.’ (Buhari)
Yumuşaklık, kolaylık ve hoşgörü ile kalpler fethedilir ve insanlar Hakka davet edilir. Şiddet, kaba kuvvet, ayıplamak ve bağırmak ve azarlamakla değil. Bu konuda şu hadis her şeye ışık tutmaktadır:
‘Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınz. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.’ (Müttefakun aleyh).
Çünkü insanlar tabiatları gereği kalabalıktan ve sertlikten nefret ederler. Yumuşaklık ve inceliğe ısınırlar. Bu yüzden Cenab-ı Hak peygamberine şöyle buyuruyor:
‘ Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.’ (Ali İmran: 159)
Davetçinin insanların kalplerini fethetmesi ve bunun için de nezâket ve yumuşaklıkla onlara nüfuz etmesi gerekir. Davet edilen azgın, inatçı, kaba zalim biri olsa da bu düstur geçerliliğini korur. Allah Musa ve Harun (as)\'ı Firavn\'a gönderirken bu sıfatla onları donatmıştı:
‘Firavn\'a gidin. O azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin belki öğüt dinler veya korkar.’
(Tahâ: 43)
Yumuşaklığın hayrın tamamı olduğu ve yumuşak huylu olanın da hayırlarla dolu olduğunu, ondan mahrum olanın ise hayırların bütününden de mahrum olduğunu şu hadis çok
iyi gösterir:
‘Yumuşaklıktan mahrum olan hayrın tamamın, dan mahrumdur.’ (Müslim)
Peygamber (sav) hayatlarına yumuşaklığın hakim olduğu fertlerin ve milletlerin bu hayırdan nasibini alacağını açıklamıştır. Bunu Aişe (ra)\'nm rivayet ettiği bir hadisinde buluyoruz. Resulûllah (sav) şöyle buyuruyor:
‘Ey Aişe! Allah bir ev halkına hayır murad ederse onlara yumuşaklığı gösterir.’ (Ahmed) .
Başka biri rivayette ise: ‘Allah bir ev halkına hayır murad ederse onlara yumuşaklığı verir.’ buyurmaktadır.
Cabir, (ra) Nebi (sav)\'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
‘Allah bir topluluğa hayır murad ederse onlara yumuşaklık verir.’ (Bezzar)
İnsanı ateşten koruyacak olan bir ahlâktan daha büyük bir ahlâk var mıdır? ‘Size ateşe haram olan kimseyi veya ateşin kendisine haram olduğu kimseyi haber vereyim mi? Ateş (insana) yakınlık, yumuşak (huyluluk) ve kolaylık gösteren herkese haramdır.’ (Tirmizî).
Yumuşaklıkta İslâm insanı o kadar yüceltiyor ki hayvanlara karşı dahi yumuşaklığı istiyor ve bunu yapan insana en yüksek mertebeyi va\'dediyor:
Kimse, hayvanlara bu özeni gösterirse elbette insanlara karşı daha yumuşak ve daha nazik davranır, is-lâmi öğütler her Müslüman\'a bu uzak hedefleri gösterir ve insanlara, hatta hayvanlara bile yumuşak davranmasını emreder.
Merhametlidir:
Dininin emirlerini anlamış Müslüman, kalbi merhamet taşan bir insandır. Çünkü yerdeki merhametin gökteki merhamete sebep olacağını ve gökten rahmet damlalarının üzerine akacağını bilir.
“Sen yerdekilere merhamet et ki gökteki de sana rahmet etsin.” (Taberani)
Çünkü dininin naslarından olan: “İnsanlara acımayana Allah da acımaz” (Taberani) ve “Merhamet bedbahtlardan (cehennemliklerden) başkasından alınmaz.” (Buharî Edebul müfred) gibi emirleri bilir Müslüman.
İdeal sağlıklı müslüman merhamet sahibidir, sadece ailesine ve yakınlarına merhametle yetinmez, merhameti bütün insanlığa ulaşır. Çünkü peygamber yolu, merhameti bütün insanlığı içine alacak şekilde genelleştirmiştir.
Sahabe:
- Ya Resulûllah! Hepimiz merhametliyiz, dediler. Buyurdu ki:
“Asıl merhamet birinizin arkadaşına olan merhameti değildir. Asıl merhamet bütün insanlara, herkese acımaktır.” (Taberani)
Bütün insanları içine alan bir merhamet... Müslüman toplumunun sadık bir sevgi ile
dalgalanması halis bir nasihat ve köklü bir şefkatle yoğrulması içini bu merhamet duygusunu İslâm, Müslüman fertlerin kalbinde yeşertmiştir.
Resulullah (sav), acıma duygusunun tamamı kendinde müşahhas hale gelmiş, gönlü merhamet dağıtan örnek bir insandı. Bir defasında namazdayken çocuk ağlaması duyduğunda onun yanıp tutuşan! annesine acıdığı için namazını kısaltır. Enes (ra)\'dan rivayet edilen hadiste Nebi (sav) buyuruyor ki:
\"Ben bir namaza baslar ve onu uzatmak ister de, bir çocuk ağlarsa bunun üzerine annesinin ona olan iştiyakını bildiğim için namazımı kısa keserim.»
Akra\' b. Temimi (v.a) yanında otururken Resulûllah (sav) Hasan b. Ali\'yi (r.a) öptü. Akra dedi ki: “Benim on tane çocuğum var, hiçbirini öpmedim. Resulullah (sav) ona baktı ve sonra buyurdu ki:
\"Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. (Müttet\'ekun aleyh).
Ömer (ra) bir adamı müslümanlara vali tayin etmek istedi. Fakat onu (Akra b. Habis\'in) çocuklarını öpmediğinden bahsederken duydu ve onu vali tayin etmekten vazgeçip. “Senin nefsin çocuklarına bile acımıyorsa insanlara nasıl merhamet edersin. Vallahi seni vali tayin etmem.” dedi ve tayin emrini gösteren elindeki kâğıdı yırttı.
Resulullah (sav) merhamet dairesini genişleterek bütün insanlara şamil kılmakla yetinmemiş
hayvanlara da teşmil etmiştir. Buharı ve Müslim\'in Ebu Hüreyre\'den rivayet ettikleri hadiste Resulullah (sav) şöyle buyuruyor:
“Bir adam yolda yürürken son derece susadı ve yolda bir kuyu bulup oraya inerek içti. Sonra da çıktı. Çıktığında susuzluktan toprak yiyen bir köpek gördü. Ve: Bu köpek susuzluktan benim düştüğüm duruma düşmüş, dedi ve kuyuya inip mestine su doldurdu onu ağzıyla kuyudan çıkararak köpeği suladı. Allah onun bu amelini kabul etti ve onu bağışladı.” Sahabe dedi ki:
- Ya Resulullah! Hayvanlara yaptığımız iyiliklerden de bize ecir var mı? Buyurdu ki:
“Her canlı için ecir vardır.” (Müttefakun aleyh).
Resulullah (sav) merhametin zirvesine ulaşmıştır. Bir defasında bir yerde konakladı. Bunun üzerine bir kuş Resulullah (sav)\'in mübarek başı etrafında kanat çırpmaya başladı. Sanki yumurtasını alarak kendine zulmetmiş birini şikâyet eder halde ona sığınıyordu. Buyurdu ki:
“Hanginiz yumurtası sebebiyle bu kuşa acı verdi? İçlerinden birisi dedi ki:
- Ya Resulullah! Ben onun yumurtasını aldım. Nebi (sav) bunun üzerine:
“Ona merhamet ederek (acıyarak) yerine koy!-(.Buharı Edebül Müfred) buyurdu.
Müslümanın merhametli olması, hatta hayvanlara bile acıması için burada Resulûllah (sav) müslü-manların ruhuna geniş mânâda merhameti yerleştirmek istemiştir. Çünkü hayvana acıyan bir kalbe sahip insan, kardeşine asla acımasız olamaz.
Resulûllah (sav) insanlara ve hayvanlara merhamet ederdi. Ve müslümanlara da öyle olmalarını
tavsiye ederdi. Ki, müslümanlar merhamet hissiyle çevrelensin, dünyalarını acıma duygusu kaplasın. Yeryüzünde acıma duygusu yaygınlaşırsa gökten rahmet damlaları iner. Resulûllah (sav)\'in hadisinde buyurduğu gibi-rahmet yağar:
\"Yeryüzündekilere merhamet et ki, gökteki de sana rahmet eylesin!» (Taberanî)
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ
KAYNAK: Kur’ an ve Sünnette Müslümanın Şahsiyeti- Prof. Dr. M.Ali HAŞİMİ
HAZIRLAYAN: ARAŞTIRMACI BİYOLOG YAŞAR YENİ