İdeal sağlıklı müslümanın sıfatlarından biri de yalan söz söylememesidir. Çünkü yalan haramdır: “Yalan sözden çekinin.” (Hac: 30).
Yalanın haram olmasının yanı sıra yalan yere şahitlik, kişiliği zedeleyen, güveni gideren ve şerefe leke süren bir davranıştır. Yalan söz müslümanın sıfatlarından değildir. Bunun için Allah, seçkin kullarından bu sıfatı büyük günahlarla birlikte kaldırmıştır: “Onlar yalan yere şehâdet etmezler. Faydasız bir şeye rastladıklarında yüz çevirip vakarla geçerler.” (Furkan: 72).
Resulûllah, (sav) iki büyük günah olan Allah\'a
şirk koşmak ve ana babaya asi olmanın peşinden bunu zikrederek öfke içindeki müslümanları uyararak şöyle buyurur:
“Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi?”
- Evet ya Resulûllah, dedik. Buyurdu ki:Allah\'a şirk koşmak, ana babaya asi olmak.” (Nebi (sav) yaslanıyordu, doğrulup oturarak):
“Dikkat edin! Ve yalan söz ” O kadar çok tekrar etti ki biz: “Keşke söylemeseydi” dedik.
(Müttefakun aleyh)
Kötü zan (suizan) dan çekinir:
İdeal sağlıklı müslümanın sıfatlarından biri de insanlara suizanda bulunmamasıdır. Çünkü şu âyetle amel eder:”Ey inananlar! zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat: 12).
Zan ve insanlar hakkında gerçekten uzak şeyleri arkalarından söylemek hususunda Peygamber
şiddetle sakındırmıştır.
“Zandan sakının. Çünkü zan sözlerin en yalan olanıdır.” (Müttefakun aleyh).
Nebi (sav) zannı, sözlerin en yalanı olarak kabul etmiştir. Sadık müslümanın dilinden yalan kokusu olan sözler çıkmaz.
Peygamber yolu zandan sakındırıp, bunu sözlerin en yalanı olarak kabul ederken müslümanlara insanlar hakkında zahirde görecekleri ile hükmetmelerini, zan, şüphe, dedikodu ve evham ile başkalarına iftiradan uzak durmayı öğretmektedir. İnsanların gizli şeylerini ortaya çıkarmak ideal müslümana yakışmaz. İnsanların özel işlerine burun sokmak ve namusları hakkında ileri geri konuşmak müslüman ahlâkından değildir. Ancak müslümanın işlerinden zahirde gördüğüyle hükmeder. Ne gördüyse onu söyler. Şüphe ve zan ile hükmetmez.
İşte sahabe ve tabiinin takip ettiği yol buydu.
Çünkü onlar İslâm\'ın temiz havasını ve terbiyesini teneffüs etmiş seçkin insanlardır.
Bu sebeple idrakli ve mütteki ideal müslüman konuştuğu her kelimede ve verdiği her hükümde şu ayeti aklından çıkarmaz.
“Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.” (İsra 36)
Müslüman başkalarının aleyhinde konuşmaz. Zira kalben inanır ki konuştuğu her kelime bir melek taralından kaydedilmektedir:
“Sağında ve solunda onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zapt eder.» (Kâf: 17-18).
Bu nassların bilincine ermiş bir müslüman ağzından çıkan her kelimenin mesuliyetinden korkar. Ve bu yüzden konuştuğu her kelimede onu, dikkatli, sözlerini tartan bir vaziyette görürsün. Çünkü o, konuştuğu kelimenin onu Rabbının rıza makamına çıkaracağı gibi cehennemin en alt tabakalarına indireceğini de bilir. Bu hususta Resulûllah (sav) şöyle buyurur.
(Kişi Allah\'ın rızasına (uygun) bir kelime konuşur (da bu kelimenin) ulaştırdığı (yüksek mertebeye) ulaşacağını zannetmez. (Halbuki) Allah kendine kavuşacağı güne kadar
ona rızasını yazar. Bir \"kişi de Allah\'ın gazabını (celbeden) bir kelime konuşur (da bu kelimenin onu düşüreceği derekeye) ulaştıracağını zannetmez. (Halbuki) Allah bu kelimeye karşılık ona kıyamet gününe kadar gazabını yazar.” (Mâlik).
Mutteki ve kalbi temiz Müslüman insanların mantıksız sözlerine kulak vermez ve bugün toplumumuzda kol gezen dedikodu, şayia ve zanlardan kulağına gelenlere aldırış etmez. Buna ilâveten insanlardan duyduğu şeylerin doğruluğunu öğrenmeden nakletmez. Bilâkis başkalarının naklettikleri şeyin yalan veya doğru olduğunu öğrenmeden aktarmayı Resulûllah (sav)\'in haram olan yalandan saydığını bilir. “Kişiye duyduğu her şeyi nakletmesi günah olarak yeter.” (Müslim).
Sır saklar:
İdeal sağlıklı Müslüman sır saklamayı bilir ve birinin kendine emanet ettiği sırrı, ifşa etmez. Sır saklamak kişinin mertliğini, şahsiyetinin kuvvetini ve ahlâkının metanetini gösterir. Müslümanların seçkin erkek ve kadınların ve nefisleri bu dine boyun eğenlerin ahlâki yapısı böyleydi. Sır saklamak ahlâklarının en bariz yönlerinden biriydi.
Sır saklamak selefin sadece erkeklerine mahsus değildi. İslâm nurunu almış, kalb ve kafaları bu nur ile aydınlanmış kadın ve çocuklar dahi bu güzel ahlâkın gözle görülür örnekleridir.
Sırrı ifşa etmek, insanların mübtela olduğu âdetlerin en kötüsüdür. Hayatta bilinen her şey söylenmez.Bazı şeyler vardır mürüvveti zedeler, kıskançlık uyandırır, şeref ve şana halel getirir. Ve bazı şeylerin gizli kalması gerekir. Özellikle de bu şeyler evlilik hayatıyla ilgiliyse. Bu tür şeyleri aklından zoru olmayan kimselerin dışındakiler başkalarına duyurmazlar ve ifşa etmezler. Bu tür sırları ancak şahsiyetinde kay paklık ve basitlik görünen kimseler ifşa ederler. Sonra bu tür sırları ifşa edenler kötü insanlar zümresinden, hatta Allah nezdinde şerliler zümresinden sayılırlar. Resulûllah (sav) şöyle buyuruyor
“Kıyamet günü Allah katında insanların en şerlisi kendisine sır veren eşinin sırlarını yayan adamdır.” (Müslim)
Aralarında üçüncü bir şahıs varken gizli konuşmaz:
Mütteki ve dininin ahkâmının kavramış İdeal müslüman ince ruhlu, düşünceli ve insanların duygularına saygılı davranan, onlara fenalık yapmaktan çekinen kimsedir. Dolayısıyla konuşmasında nezaketi terketmez. Bu nezaketin başında da üçüncü kişinin yanın da biriyle gizli konuşmamak gelir.
Bu İslâm\'ın müslümanlar dan uygulamalarını istediği edep kurallarından biridir.
İbn-i Mes\'ud (ra)\'dan rivayet edilen bir hadiste Resulûllah (sav) buyuruyor ki:
“Üç kişi olduğunuzda insanlara karışıncaya kadar iki kişi diğerini terk ederek gizli konuşmasın. Çünkü bu onu üzer.” (Müttefakun aleyh).
İslâm\'ın duygularını incelttiği, akıllılık, nezaket ve ileri görüşlülük ile donattığı Müslüman, üç kişiyi aşmayan bir topluluk içinde ise üçüncü şahsın duygularına hürmet için fısıldaşmaktan ve gizli konuşmaktan uzaktır. Üçüncü şahsın sıkılmaması ve yalnızlık hissine kapılmaması için bunlardan kaçınır. Ancak iki kişinin konuşmasını gerektiren bir durum varsa üçüncü şahıstan izin istenmesi ve ondan özür dilenmesi gerekir.
İslâm\'ı her yönüyle hayatlarına nakşedebilmiş Sahabe-i Kiram insanlarla muamelelerinde böylesine hassas noktalara riâyet ederler ve gafil davranmazlardı. Bize onların ileri derecedeki sosyal yaşantılarını nakleden haberler oldukça çoktur.
Resulûllah (sav) şöyle buyuruyor: “Allah kıyamet günü eteğini kibirle sürütenlere nazar etmez.” (Müttefakun aleyh).
“Üç kişi vardır ki Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz ve onlara nazar etmez. Onlar için acıklı bir azab vardır. Onlar şu kimselerdir: Zina eden ihtiyar, yalancı melik (kral) ve kibirli fakir.” (Müslim).
Kibir, ilahlık sıfatlarındandır. Zayıf ve aciz yaratıkların sıfatlarından değildir o. Kibirlenip böbürlenenler ilahlık makamına tecavüz edip yüce yaratıcının sıfatlarından birisinde O\'na meydan okumaktadır. Bu yüzden de onlar Resulûllah (sav)\'in haber verdiği azaba
müstahak oldular:
Allahü Teâlâ şöyle buyurur:
“Azamet ve büyüklük benim iki sıfatımdır. Kim (bu iki sıfattan birini takınarak) bana ortaklığa kalkışırsa şüphesiz ona azab ederim.” (Müslim).
Bu yüzden birçok hadis, müminleri bir an dahi olsa kibirlenmekten sakındırmıştır. Ve bu hastalıktan onları korumak için çeşitli metodlar takip etmiştir. Şu hadis bu naslardan biridir:
“Kibirlenen veya böbürlenerek yürüyen kimse Allah\'a kendine gazaplanmış olarak kavuşur.”
Alçak gönüllüdür:
Mütevazi insan, kuruntu ve kibirden temizlenerek Allah için tevazu gösterdikçe derecesi yükselir. “Allah için tevazu gösteren bir kimse yoktur ki, Allah onun mertebesini yükseltmesin.” (Müslim).
“Allahü Teâlâ bana: Kimse kimseye böbürlenmeyecek ve kimse kimseye taşkınlık etmiyecek şekilde mütevazi olunur, diye vahyetti.” (Müslim).
Resulûllah (sav)\'in yaşantısı her yönüyle örnek olduğu gibi tevazuda da eşsiz bir örnek idi. Şefkat, yumuşak huyluluk ve hoşgörüde bir numune-i imtisal. Hatta oynayan çocukların yanından geçerken dahi peygamberlik gibi yüksek bir derece onu çocuklara selâm vermekten alıkoymazdı. Onlara selâm verir, yumuşak davranır ve gönüllerini hoş ederdi. Enes (ra) çocukların yanından geçerken onlara selâm verdi ve, “Resulûllah (sav) böyle yapardı,” dedi. (Müttefakun aleyh).
Resulûllah (sav) sahabe nefislerine devamlı hoşgörü, yumuşak huyluluk üzerine bina edilen
tevazu’yu aşılardı.
Kimseyle alay etmez:
Tevazu sahibi İdeal sağlıklı müslüman bir kişi insanları hakir görmek ve onlarla alay etmekten uzaktır. Çünkü Kuran tevazu sevgisi vermiş ve kibirden kaçınmayı aşılamıştır. Aynı zamanda da insanlarla alay etmeyi yasaklamıştır:
“Ey inananlar! Bir topluluk, bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidir. Birbirinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın, inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir isimdir. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat: 11).
Resulûllah (sav) de müslümanın, kardeşini hakir görmesinin tamamen şer olduğunu bildirir:
“Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini hakir görmesi yeter.” (Müslim).
Büyüklere saygı gösterir:
İslâm insanları hakir görmeyi değil, onlara hürmet etmeyi emretmiştir. Özellikle de takdir ve saygıya lâyık iseler. İslâm büyüğe, âlime, fazilet sahiplerine saygıyı İslâm toplumunda Müslüman\'a
şahsiyetini kazandıran temel ahlâki kurallardan saymıştır. Bu özelliğini kaybeden toplum kendisini ayakta tutan en önemli değerlerinden birini yitirmiş, asliyetinden sıyrılmış demektir. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Büyüğümüze saygı göstermeyen, küçüğümüze merhamet etmeyen ve alimimizin hakkını bilmeyen benim ümmetimden değildir.” (Ahmet, Taberanî).
Bir toplumda büyüğe saygı gösterilmesi o toplum fertlerinin insani ahlâk kaidelerini anladıklarının bir işaretidir.
Nefislerinin yüceliği ve terbiyelerinin bir alâmetidir. Bunun için Resulûllah (sav) bu mânâyı müslümanların nefislerine yerleştirmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de Müslüman-İslâm toplumunun temelini yükseltmiş ve ahlâk direklerini de yerine oturtmuştur.
Büyüklerin yanında küçüğün konuşmasını hoşgörmediği şu hadise konumuza bir delildir. Peygamber (sav) kendisine gelen bir heyette en küçükleri olan Abdurrahman b. Sehl\'in konuştuğunu görünce “Büyük konuşsun, büyük konuşsun” buyurmuştur. Abdurrahman bunun üzerine susmuş ve ondan büyüğü söz almıştır. (Müttefakun aleyh).
Büyüklere saygıda Resulûllah (sav) daha da ilerilere giderek onlara gösterilecek saygının Allah\'a gösterilecek saygı olduğunu ifade buyurmuştur.
“İhtiyar müslümana, Kur\'an tilavetini terketmeyip, onunla amel eden hafıza ve adaletli devlet reisine ikram, Allah\'a saygı göstermekten sayılır.” (Ebû Davud).
İnsanları lâyık oldukları yere koymak, onların kıymetlerini bilmek, alimlere ve ilmiyle amil olan müslümannlara, ileri görüşü akıllı kimselere, fazilet erbabına öncelik tanımak, onlara değer vermek, gerekir. Çünkü alimlerin İslâm toplumunda çok yüksek bir makamı vardır. Allahü Teâlâ bu yüksek mertebeye onları koyarken şöyle buyuruyor:
“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” (Zümer: 9).
Kur\'an hafızlarının da İslâm toplumunda üstün dereceleri vardır. Hadis-i şerifler onlara meclislerde saygı gösterilmesi ve öncelik tanınması için imamlığı onlara vermiştir:
“İnsanlara Allah\'ın kitabını en iyi okuyanlar imamlık yapar. Kıraatte eşit iseler sünneti en iyi bilenleri, sünnette de eşit iseler önce hicret edenleri, hicrette de eşitseler en yaşlıları imamlık eder. Birisi diğerine ona ait yerde izinsiz imamlık yapmasın. Ona saygı için oturduğu yere oturmasın.” (Müslim).
“İhtiyar müslümana, Kur\'an tilavetini terketmeyip onunla amel eden hafıza ve adaletli devlet reisine ikram Allah\'a saygı göstermekten sayılır.” (Ebû Davud).
İdal sağlıklı müslüman bu hakikatleri anlayıp sosyal hayatında genel olarak bütün insanlara, özel olarak ta ilim sahipleri, şeref sahipleri ve takva sahibi kişilere karşı bu gerçeklere dikkat göstermelidir.
İyi insanlarla yaşarlar:
Takva sahibi müslümanın diğer bir ahlâki davranışı da salih insanlarla ilişki kurup onlara yaklaşması ve onlardan dua istemesidir. Bulunduğu sosyal durum ve gururu ne kadar büyük olursa olsun, bunu yapmalıdır.
“Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek Ona yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi zikretmesini kendine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.” (Kehf: 28).
Salihlerle bir arada bulunmak, onların takva ve amellerine yaklaşmak, hakka yönelmek, onların zümresine girmek demektir. Şairin dediği gibi:
İyi insanlarla yaşarsan onlardan olursun. Onlardan başkasına dost görünmezsin.
Allah\'ın Peygamberi Musa (as) ilim öğrenmek için salih bir kulun arkasından koşmuş ve tevazu içinde ona: “Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?” (Kehf: 66) demiştir. Salih kul ona: “Doğrusu sen benim yaptıklarıma dayanamazsın.” (Kehf: 57).
diye cevap verdiğinde son derece edepli ve sevgi ile “İnşallah sabrettiğimi göreceksin. Sana hiçbir işte baş kaldırmayacağım,” dedi. (Kehf: 69).
İdeal sağlıklı müslüman sadece insanların hayırlıları ile dost olur. Çünkü insanların tıpkı madenler gibi olduğunu, içlerinde iyisinin de kötüsünün de bulunduğunu bilir. İyi, iyi kimseden başkasıyla anlaşamaz:
“İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidirler. Cahiliye döneminde hayırlı olanları İslâm\'ı anlarlarsa islâmda da hayırlı olurlar. Ruhlar sıralanmış askerler gibidir. Tanışanlar dost olur, (birbirlerini) görmemezlikten gelenler anlaşmazlığa düşerler.” (Müslim).
Müslüman dostlarının iki sınıf olduğunu bilir: Salih dost ve kötü dost. Salih dost misk taşıyan gibidir. Onunla oturmakta insan rahatlık ve sevinç duyar. Kötü dost körük üfleyen kimse gibidir. Onunla oturan kişi üzerinde ise ateşin alevleri, duman ve kötü koku vardır. Resulûllah (sav) bunu gayet güzel ifade etmiştir:
“Salih arkadaş ile kötü arkadaşın misali misk taşıyan ile körük üfleyenin misali gibidir. Misk taşıyan ya sana hediye eder veya sen ondan satın alırsın. Veyahut da onda güzel bir koku bulursun. Körük üfleyen ise ya elbiseni yakar veya onda pis bir koku bulursun (üzerinde).” (Müttefakun aleyh).
Bu sebepten Allah\'ı hatırlatan, kalbleri incelten ve gözlerden ibret ve Allah korkusu yaşı dökenleri ziyaret etmeyi ashab birbirlerine tavsiye ederlerdi.
Bu Allah aşkı sohbetlerinin yapıldığı meclislere melekler dolar ve Allah rahmetiyle o meclisleri gölgeler. İnsanın imanı kuvvet bulur, ruhu temizlenir, kalbi açılır, ailesi ve toplum için hayırlı biri olur. İslâm insanları fert fert ve cemaatler halinde yönlendirirken bunu hedef alır.
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ.
KAYNAK: Kur’ an ve Sünnette Müslümanın Şahsiyeti- Prof. Dr. M.Ali HAŞİMİ
HAZIRLAYAN: ARAŞTIRMACI BİYOLOG YAŞAR YENİ