İdeal sağlıklı olan Müslüman, akıllı, zeki ve öğüdünde naziktir. İnsanları hakka davet ederken hikmetli bir yol takip eder.Din ahkamını öğretirken ağır başlıdır. Bunların hepsi şu âyette görülmektedir:
“Rabbinin yoluna hikmetli söz ve güzel öğüt ile davet et.” (Nahl: 125).
Davetçilerin en önemli sıfatlarından biri insanların kalblerine tesir edebilme, onlara imanı sevdirip dine yönelmelerini başarabilmeleridir. Nefret ettirici, rahatsız edici ve kızdırıcı tutumlardan kaçınır kendisi. Davetçi bildiklerinin tamamını bir defada aktarmamalıdır. Öğüdünü, zamanını gözeterek onların duygularını okşayacak şekilde uzatmadan karşısındakilere usanç, bıkkınlık vermeden yapmaya çalışır. Çünkü Resulûllah (sav) de insanlara öğüt verdiğinde böyle yaparlardı.
Abdullah b. Mes\'ud (ra) perşembe günleri vaaz ederdi. Ona bir adam:
- Bize her gün vaaz etmeni isterdim, dedi. Ona:
- Beni bundan alıkoyan sizi usandırmak istemememdir. Resulûllah (sav) bize usanç geleceğinden
korktuğu için nasıl belli vakitlerde nasihat etmişse ben de vaazı belli vakitlerde yapıyorum.”
(Mütteîa-kun aleyh).
Davetçinin dikkat etmesi gereken hususlardan biri de konuşmanın uzatılmamasıdır. Özellikle de içinde yaşlı, aciz ve hastaların bulunduğu kalabalık bir topluluğa hitap ediyorsa
buna daha çok dikkat etmelidir. Konuşmanın kısa olması hatibin kendini dinleyen insanların durumunu anladığına ve davet etmeyi bildiğine delalet eder. Bu da Ammar b. Yasir\'in bildirdiği gibi Peygamber yolunun özelliklerindendir. Ammar b. Yasir (ra) diyor ki: Resulûllah (sav)\'i şöyle buyururken işittim:
“Birinin namazı uzatıp hutbeyi kısa tutması onun anlayışının alâmetidir. Namazı uzatın, hutbeyi kısa tutun.” (Müslim).
Hikmet sahibi, akıllı, liyakatli ve ileri görüşlü müslümanın özelliklerinden birisi davet ettiği kimseye karşı yumuşak davranması ve onların cehaletlerine, hata ve bıktırıcı sorularına sabretmesidir. Onların geç kavramasına, Peygamberimizin yoluna tabi olarak sadredecektir. Çünkü Resulûllah (sav) soru soranlara yumuşak ve onlara verdiği cevaplarda gayet lâtif davranırdı.
Onlara sevimli bir öğretmen, mürşit ve arkadaş gibi yönelir, meseleyi anlayıncaya kadar açıklardı. Onlar da onun yanından mesrur, anlamış ve ikna olmuş halde ayrılırlardı.
Muaviye b. Hakem (ra)\'in rivayeti buna misal teşkil etmektedir. Diyor ki: Ben Resulûllah ile namaz kılarken namaz kılanlardan biri öksürdü ben de, “yerhamukellah”dedim. Ordakiler bana gözlerini diktiler. Onlara: Hay anasız kalayım! Size ne oluyor da bana öyle bakıyorsunuz? dedim. Elleriyle dizlerine vurmaya başladılar. Beni susturmak istediklerini anlayınca kızdım. Ama sustum.
Resulullah (sav)
-anam babam ona feda olsun- namazını kılınca, -ondan önce de sonra da ondan daha güzel öğreten bir muallim görmedim-. Vallahi ne bana yüzünü astı, ne vurdu, ne de kötü bir söz söyledi.
Buyurdu ki:
“Namaz esnasında insanın konuşması doğru olmaz. Namaz ancak teşbih, tekbir ve kıraattir.”
Resulü Ekrem (sav) insanları hayra davet ederken onlara davranışındaki yumuşaklık ve nezakette kötü kimseye kötülüğünü kalbi kırılır diye yüzüne söylemeyip tevriye yapacak kadar inceliğe sahipti. Bu nefislere daha etkili, kalblere daha iyi sirayet edebilen ve hataların tedavisinde daha başarılıdır.
Aişe (ra) diyor ki: Nebi (sav)\'e birinden bir şey ulaşırsa, filana ne oluyor da şöyle söylüyor
demezdi. Fakat: “Bazı insanlara ne oluyor ki şöyle şöyle söylüyorlardı” buyururdu.
Müslümanın dikkat edeceği diğer bir husus ta, sözünü dinleyene anlaşılır kılması, gereğinde tekrar etmesidir. Resulûllah (sav) Enes (ra)\'ın bildirdiğine göre böyle yapardı:
“Resulûllah (sav) bir şey söyleyince anlaşılsın diye üç defa tekrarlardı. Bir topluluğa gidince onlara da üç\' kez selâm verirdi.” (Buhari).
Ayşe (ra) diyor ki:
“Resulûllah (sav)\'in sözü, dinleyen herkesin anlayabileceği şekilde açık idi.”. (Ebû Davud).
Münafıklık yapmaz:
İdeal sağlıklı Müslüman, nifak, yağcılık, haram olan muamele ve yalan yere medihten son derece uzaktır. Çünkü o, bu yüzyılda birçok insanın düştüğü bu tehlikeli duruma düşmekten dini sayesinde korunmuştur. Bu noktada ayağı kayanlar farkına varmadan helak edici nifak çukuruna düşüp yuvarlanırlar.
Resulûllah (sav) bize bu nifak ve yaltaklanma çamuruna düşmekten kurtaracak yollan göstermiştir. Çünkü kendisini, sen bizim seyyidimizsin, diye methedenlere buyurmuştur ki:
“Seyyid Allah\'dır.”. Bunun üzerine bizim fazilet yönünden en üstünümüz ve en büyüğümüzsün,
dediler. Buyurdu ki:
“İçinizden gelen sözü söyleyiniz, kendinizi zorlamayınız. Şeytan sizi vekil tayin etmiş (gibi)
olmayınız. Beni Allah\'ın bana verdiği makamdan daha yukarıya çıkarmayın. Ben Abdullah oğlu Muhammedim. Onun kulu ve Resulüyüm.” .(Hayatus sahabe).
Müslümanların seyyidi, efendisi ve en üstünü olduğunda şüphe olmadığı halde Peygamberimiz
kendisini seyyid diye methedenleri bu işten menederken çok iyi biliyordu ki,
medih kapıları açılırsa insanların birçoğu nifak tehlikesine girecek ve ayakları kayacak.
Sahabeyi, insanları yüzlerine karşı methetmekten yasaklamıştır. Böylece hem methedeni nifaktan kurtarıyor hem de methedilenin kendisini beğenerek böbürlenmesini engellemiş oluyordu.
Buharî, Müslim ve Ebû Davud, Ebû Bekre (ra) nin şöyle dediğini naklediyorlar:
Bir adam Neb\'i (sav) in yanında birini övdü. Resulûllah
“ -Yazıklar olsun sana! Arkadaşının boynunu kestin. Arkadaşının boynunu kestin,” buyurarak üç kez tekrarladı. Sonra da buyurdu ki;
“Biriniz mutlaka bir kardeşini methedecekse: Ben filanı zannediyorum ki hesaba çekecek olan ancak Allah\'tır, desin ve Allah adına kimseyi tezkiye etmesin. Eğer söylediklerinin onda olduğunu biliyorsa onu şöyle şöyle zannediyorum desin.”.
Eğer mutlaka medih yapılacaksa medih, medhedilenin haline uygun ve doğru olmalı, aşırıya kaçmamalıdır. Böylece toplum nifak, yalan, kibir ve riyadan kurtulur.
Ahmed\'in rivayetinde de hadis şöyledir:
- Ya Resulûllah! Bu filandır. Medine ehlinin en iyisidir (Veya Medinelilerin en çok namaz kılanıdır) dedi. Buyurdu ki:
“Ona duyurma, yoksa helak edersin.”. Veya üç defa tekrarladı. “Siz size kolaylık murad edilmiş bir ümmetsiniz.”
Methi, methedene duyurmayı Resulûllah (sav) onu helak etmek diye ifade buyurdu. Çünkü insan nefsinde övülmenin derin tesirleri vardı.
Methi duyan zat kendisini beğenerek, insanlara karsı kibirlenip yüzünü asabilir. Hilebaz, münafık meddahlar övgülerinde devam ettikçe övülen şahsı bu duruma getireceklerdir. İşte bundan sonra hak kaybolur, adalet ölür, fazilet diri diri gömülür ve toplum bozulur.
Bunun için Resulûllah (sav) meddahların yüzüne toprak saçılmasını emretmiştir.
Sahabe-i Kiram\'da meddahların kendilerini methetmelerinden kaçınırlardı. Hal buki onlar bu övgüye lâyık kişilerdi. Ayrıca övgünün ayaklarını kaydırmayacağı ve kolay kolay helake düşüremeyeceği örnek insanlardı onlar.
Nafi ve başkasından rivayet edilir ki, bir adam Ömer b. Hattab\'a:
- Ey insanların en hayırlısı! Ey insanların en hayırlısının oğlu! dedi de Ömer ona:
- Ben ne insanların en hayırlısıyım ne de en hayırlısının oğluyum. Fakat ben Allah\'ın kullarından bir kulum ve ondan korkarım. Vallahi bir adamı böyle medihte devam ederseniz onu helak edersiniz. (Ha-yatus sahabe).
İşte büyük sahabinin yüce sözü... İslâmi duyguyla incelmiş ruhu... Peygamber yoluna... Gizli ve acık her şeyiyle onun yolunda...
Sahabe Resulûllah (sav)\'in daima söz ve işlerde nifaktan kurtulmak için gösterdiği yolu ince mülahazayı çok iyi anlamışlardı. Allah için olan hak ile nifak ve yaltaklanmanın arasındaki büyük fark açığa kavuşmuştu.
Riya ve gösterişten uzaktır:
İdeal sağlıklı Müslüman, riyadan son derece uzaktır. Çünkü riya ecri giderdiği gibi ameli batıl kılar ve riyakarın kıyamet günü rezil olmasına sebep olur.
Bu dinin özü, söz ve amelde Allah için samimi olma, ihlâslı olmaktır.
“Cin ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” İşte bu kulluk Allah rızası için ihlâslı olmazsa makbul bir ibadet değildir.
“Onlar doğruya yönelerek, dini yalnız Allah\'a has kılarak O’ na ihlâsla kulluk etmekle emir olunmuşlardır.” (Beyyine: 5).
Bu kulluğa ne zaman bir riya, gösteriş kaygısı bulaşırsa o kulluk batıl olur ve sevabı gider. Bununla Allah, fakirlere sadaka verenleri: yaptıkları bu hayırlı işe mukabil onları minnet altına alarak onurlarını yaralamalarından sakındırmaktadır:
“Ey inananlar! Allah\'a ve ahiret gününe inanmayıp insanlara gösteriş için malını sarf eden kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir. Üzerine bol yağmur yağdığında
onu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirleri doğru yola eriştirmez.” (Bakara: 264).
Bu sadakaların sevabı fakirin başına kakılınca düz taşın üzerindeki toprağın suyun önünde gitmesi gibi gider ve âyetin belirttiği korkunç son doğar. İşin daha da kötüsü bu gibi gösterişçilerin Allah\' in hidayetine mazhar olamayacağı da belirtilmektedir.
Çünkü insanlara salih amel işlediklerini gösteren mürailerin düşüncesi Allah rızası değildir. Allah’ u Teâlâ bunları şu âyetle anlatmaktadır:
“İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah\'ı pek az zikrederler.” (Nisa: 142).
Bu yüzden amelleri kabul edilmez. Çünkü Allah\' la birlikte başkasını da o işe ortak etmişlerdi.
Halbuki Allahü Teâlâ, sadece kendisi için yapılan amelleri kabul eder. Ebû Hüreyre (ra) diyor ki: Resulûllah (sav)\'i şöyle buyururken işittim:
Allah’u Teâlâ buyurdu ki: Benim ortaklığa ihtiyacım yoktur. Kim bir amel işler ve onda bana ortak koşarsa onu ve ortaklığını baş başa bırakırım.” (Müslim).
Resulûllah (sav) bu meseleye yeterli derecede açıklık getirmiş ve kıyamet günü mal ve evlâdın fayda vermeyip sadece temiz kalplerin fayda verdiği o günde gösterişçilerin karşılaşacağı aşağılayıcı durumu beyan etmiştir. Yine Ebû Hüreyre (ra) diyor ki: Resulullah
(sav)\'i şöyle buyururken işittim:
“Kıyamet günü hakkında hükmolunacak ilk insan şehid olmuş biridir. Allahü Teâlâ ona (dünyada) vermiş olduğu nimeti hatırlatır, kul da (o nimeti) hatırlar. Bunun üzerine Allah
(bu nimete karşılık):
- Dünyada ne yaptın? diye sorar. O:
- Şehid oluncaya kadar senin rızan için savaştım, der. Allah:
- Yalan söyledin, (benim için değil) fakat cesur desinler diye savaştın ve dediler de. Sonra
emrolunur, onu yüzüstü (sürüyerek) çekerler ve ateşe atarlar.
Daha sonra ilim öğrenmiş ve öğretmiş, Kur\'an okumuş bir adam getirilir. Allah ona dünyadaki
nimetlerini hatırlatır, kul da (o nimetleri) hatırlar. Ona Allah:
- Dünyada nimetler karşılığında Allah rızası için ne yaptın diye sorar. O da şöyle cevap verir:
- İlim tahsil ettim, başkalarına da öğrettim ve senin rızan için Kur\' an okudum, Alan (c.c.) bunun üzerine:
- Yalan söyledin, sen sana alim denilmesi için ilim tahsil ettin: Şu adam güzel Kur\' an okuyor
denilmesi için Kur\' an okudun. Öyle de denildi, buyurur. Sonra emredilir, bu kişi yüzüstü sürüklenerek ateşe atılır.
Bir adamı da Allah, çeşitli mallar vermek suretiyle zengin yapmıştır. Bu adam da getirilir. Allah ona dünyada verdiği nimetleri bildirir, o da bunları hatırlar. Allah ona:
- Bu nimetler karşılığında dünyada ne yaptın? diye sorar. Adam da:
- Senin rızan için harcanmasını istediğin yerlerin hepsine malum harcayıp infakta bulundum der. Allah:
- Yalan söyledin. Sen şu adam cömert desinler, diye malını harcadın. Böyle de denildi. Sonra
emredilir.
Bu da yüzüstü sürüklenerek ateşe atılır.” (Müslim).
Bu hadis böbürlenme, gösteriş, kibir ve övünmenin sıkça rastlandığı durumları göstermiştir.
Bunlar: Kahramanlık, ilim ve cömertliktir. Kıyamet günü bekledikleri bütün makam ve mükafatlar dan arınmış olarak insanların önüne çıktıklarında bulacakları cezayı belirtmiş. İşledikleri büyük amellerin sevapları ellerinden alınınca onları çevreleyecek büyük hüsranı açıklamıştır. Onlar cennet\'e girmeyi umarken yüzüstü ateşe atılacaklardır.
Dininin emirlerini inceden inceye anlamış Müslüman, işlediği her işte riyadan uzak durur ve herşeyi Allah için yapmaya çalışır. Ve şu hadisi daima göz önünde bulundurur:
“Kim yaptığı işi insanlara -riya için- duyurursa, Allah da onu kıyamet gününde insanlara rezil eder. Gösteriş için amel edenin de kıyamette niyyetini ortaya çıkarır.\'” (Müttefakun aleyh).
Doğrudur:
İdeal sağlıklı sadık Müslüman, her şeyinde doğrudur, açıktır, kibirlenmez ve art niyeti yoktur. Sosyal hayatta karşılaşacağı zorluk ve meşakkatler onu doğru yoldan ayıramaz. Çünkü müslümanın hayatında doğruluk, isteğine bağlı değil, Allah ve Resulü\'nün imandan sonra emrettiği yüksek bir mertebesi olan husustur:
“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da doğrulukta devam edenlere, onlara; melekler ölümleri anında: Korkmayınız, üzülmeyiniz size vaad edilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da ahirette de size dostuz. Burada canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak sunulur, diyerek inerler.”.(Fussılet: 30-32).
Doğruluktan ayrılmayan müslümanların kıyamet günü ne güzel ve ne çok sevabı var! Meleklerin onlara getirdiği müjde ne güzeldir.!
Doğruluk çıkılması gerçekten zor bir mertebedir. Oraya Allah için ihlâslı olan takva sahibi
müslümanlardan başkası çıkamaz. Bu makamın yüksekliğine ve çıkılmasının zorluğuna, bu ayetin Peygamberimize etkisinden daha iyi bir delil bulunmaz. Doğruluğun boyutunu, ifade ettiği mânânın büyüklüğünü kavrayan, Resulûllah (sav)\'e,
“Emrolunduğun şekilde dosdoğru ol!” âyeti inince çok büyük tesiri olmuştur.
İbn-i Abbas bu âyetin tefsirinde, “Bütün Kur\'an\'da Resulûllah (sav)\'e bu âyetten daha ağır, daha şiddetli bir âyet inmemiştir,” demiştir. (Müslim) .Bu yüzden ashab kendisine:
- İhtiyarlık sana erken geldi, dediklerinde: “Hud sûresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı,” buyurarak, “Emir olunduğun gibi dosdoğru ol,” âyetine işaret etmiştir. (Müslim).
Resulûllah (sav) \'in kısa ve öz sözlerinden biri de;
“Rabbimiz Allahtır deyip sonra da doğrulukta devam edenler...” âyetine mutabık olan,
Süfyan b. Abdullah Sekafi\' ye buyurduğu şu sözüdür:
“Allah\'a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol.” Bu hadisi de Süfyan gelip:
- Ya Resulûllah! Bana İslâm\'da öyle bir söz söyle ki, başkasına sormayayım, diye sorduğunda
buyurmuştur. Bütün hayırlı hasletler ve salih ameller doğruluktan çıkar.
İnsanın herkese aynı şekilde hilesiz, renk değiştirmeden muamele etmesi doğruluğun önde gelen şartlarındandır.
“İnsanların en şerlisi iki yüzlüleridir. Bunlara bir yüzle şunlara başka bir yüzle gelirler.
İnsanların en şerlisi bunlara bir yüzle şunlara başka bir yüzle gelen ikiyüzlü insandır.”
(Buharı, Müslim).
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ.
KAYNAK: Kur’ an ve Sünnette Müslümanın Şahsiyeti- Prof. Dr. M.Ali HAŞİMİ
HAZIRLAYAN: ARAŞTIRMACI BİYOLOG YAŞAR YENİ