İdeal sağlıklı Müslüman, hastaları ziyaret eder ve hasta ziyaretini, üzerinde İslâmi bir borç olarak kabul eder. Çünkü, Resulûllah (sav) şöyle buyurmaktadır:
“Hastaları ziyaret edin. Aç kimseleri doyurun. Esirleri serbest bırakın.” (Buhari).
Bera b. Azib şöyle diyor:
-Resulûllah (sav) bize hastayı ziyaret etmeyi, cenazeyi teşyi etmeyi, aksırana teşmiti
(“yerhamukellah “ demeyi), yemin edenin yeminini kabul etmeyi, mazluma yardımı, davete icabeti ve selâmı açıktan açığa çokça vermeyi emretti.” (Müttefakun aleyh).
Bir rivayette Resulûllah (sav) söyle buyurmuştur:
“Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir.”
- Onlar nelerdir? denildi. Nebi (sav) cevaben: “\'Onunla karşılaştığında selâm ver, seni davet ederse icabet et, senden nasihat isterse nasihat et, aksırır da Allah\'a hamd ederse ona yerhamükellah de, hastalandığında ziyaret et ve öldüğünde cenazesini takip et, buyurdu.” (Buhari, Müslim).
Allah azze ve celle kıyamet günü:
- Ey ademoğlu ben hastalandım, beni ziyaret etmedin buyurur. Kul:
- Ya Rab! Sen alemlerin rabbisin ben seni nasıl ziyaret ederim, der. Allah (cc) :
-“ Filan kulumun hasta olduğunu bilmiyor muydun ki, onu ziyaret etmedin, Onu ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını bilmedin mi? Ey ademoğlu\' Ben senden yemek istedim sen beni doyurmadın! buyurur. Kul:
- Ya Rab! Sen alemlerin Rabbisin ben seni nasıl doyururum? der. Allah (cc) :
- Bilmiyor musun? Filan kulum senden yemek istedi de onu doyurmadın. Onu doyursaydın yaptığın iyiliği benim nezdimde bulacağını bilmiyor muydun?
- Ey ademoğlu! Senden su istedim, bana su vermedin! buyurur. Kul:
- Ya Rab! Sen alemlerin rabbisin, ben sana nasıl su veririm! der: Allah (cc) :
- Filan kulum senden su istedi ona su vermedin. Ona su verseydin ona yaptığın iyiliği benim
nezdimde bulacağını bilmiyor muydun? buyurur.» (Müslim).
Hasta ziyaretinden daha bereketli bir şey var mı? Ne büyük bir ziyaret! Ne büyük bir amel! Zayıf, hasta kardeşini ziyaret eden Müslüman, Rabbi\'nin huzuruna çıkıyor. Allah onun amelini gözetliyor ve sevap veriyor. Allah (cc)\'ın şeref verip bereketlendirdiği ziyaretten daha bereketli bir ziyaret var mıdır?
Hasta kardeşini ziyaret etmeyen ne bedbahttır! Onun zararı ne şiddetlidir! Ve alemlerin Rabbi\'nin kıyamet günü herkese onu teşhir etmesi ne utanç verici bir durumdur!
( “ Ey ademoğlu! Hastalandım beni ziyaret etmedin: Filan kulumun hasta olduğunu bilmiyor
muydun da onu ziyaret etmedin? Onu ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını
bilmiyor muydun?”).
Böylelikle, hasta hiçbir zaman kendisinin yalnız; olduğunu hissetmez. Onu ziyaret edenlerin duaları onun acılarını hafifletecektir. Bu ise insanlığın, insani duyguların zirvesidir. İslâm\'ın taşıdığı bu sosyal dayanışma başka hiçbir toplumda görülmez.
Batıda hasta insan kendisini bağrına basan bir hastane ve doktor bulabilir, ama şifa veren kelimeler, hayat dolu gülücükler, samimi dualar ve sadıkane vicdani ortaklığı ve şefkati çok az bulabilir.
Bu hususta kardeşlik hislerini uyandıracak ve insanı hasta ziyaretine teşvik edecek çok nas vardır. Bunlardan biri Resulûllah (sav)\'in şu kavlidir:
“Müslüman (hasta olan) bir müslümanı ziyaret ederse (o ziyaretten) dönünceye kadar cennet meyvesi toplar.” (Müslim).
«Sabahleyin hasta ziyaretine giden hiçbir Müslüman yoktur ki, akşama kadar yetmiş bin melek ona dua etmesin. Akşam ziyaret ederse sabahlayıncaya kadar yetmiş bin melek ona dua eder. Ayrıca ona cennette toplanmış meyveler de vardır.” (Tirmizi).
Resulûliah (sav) keskin ve insan nefsini anlayan basiretiyle hasta ziyaretinin hasta ve ailesine yapacağı tesiri idrak ediyordu. Bu yüzden de onları ziyaretten geri durmuyor onlara en tatlı sözleri ve duaları ediyordu. Hatta Resulûllah (sav) kendine hizmet eden bir Yahudi köleyi ziyaret edecek kadar tevazu göstermekteydi. Enes (ra) bu hususta şöyle diyor:
Nebi (sav)\'e hizmet eden bir köle vardı. (Bir gün bu köle) hastalandı. Nebi (sav) onu ziyaret için geldi ve başucuna oturdu. Ona:
“Müslüman ol!” buyurdu. Öte yanında olan babasına baktı. Babası.
- Ebû Kasım\'a itaat et! dedi. Köle de Müslüman oldu. Nebi (sav) dışarı çıkarken şöyle buyuruyordu:
“Onu ateşten kurtaran Allah\'a hamdolsun.” (Buhari).
Nebi (sav) bu köleyi ziyaret ederken onu İslâm\'a davet etmeyi unutmadı. Çünkü bu köle ve babasına ziyaretinin, onlara güzel muamelesinin, ihsanı ve lütfunun etkisini biliyordu. Onları davet etti Ve ikisi de Resulûllah (sav)\'in davetine icabet ettiler. Böylece ziyaret, hidayet meyvesi verdi. Oradan çıkarken de onların ateşten kurtuldukları için Allah\'a hamd ediyor. Ne büyük insan! Peygamber! Nezaket, hikmet ve hidayet rehberi davetçi yüce peygamber!
Resulûllah (sav) hasta ziyareti için sahabe-i kiramın riayet ettiği bir takım usul ve prensipler
koymuştur.
Bu usullerden biri Yahudi köleyi ziyaretinde gördüğümüz gibi hastanın baş ucuna oturmaktır.
İbn-i Abbas bunu şöyle bildiriyor.
“Nebi (sav) bir hasta ziyaretine gidince onun baş ucuna oturur ve yedi defa, “Arşı azamın rabbi olan Allah’u azimuşşân\' dan sana şifa vermesini dilerim,” buyururdu. (Buharı, Edebül müfred).
Bu usullerden bir diğeri de hastayı sağ el ile sıvazlayıp ona dua etmek. Bunu da Ayşe (ra) şöyle bildiriyor:
Nebi (sav) hasta olan ehlinin bazılarını ziyaret edince sağ eliyle onu okşar ve:
“Allah\'ım! Ey insanların Rabbi! Hastalığı gider ve şifa ver. Şifa veren sensin. Hastalık bırakmayan şifa ancak senin verdiğin şifadır,” diye dua ederdi. (Müttefakun aleyh).
İbn-i Abbas şöyle rivayet ediyor: Nebi (sav) bir bedeviyi ziyarete gitdi. Ziyaret ettiği hastanın yanına girince:
“Geçmiş olsun. Günahlarına kefaret olur inşallah,” buyurdu. (Buhari).
Müslümanlar bu güzel sünneti nesilden nesile aktardılar. Bu sünnet müslümanların sosyal
hayatlarında birbirlerine olan sevgi, şefkat, yardımlaşma ve dayanışmanın bir simgesi oldu. Bu sünnet ile yaralar sarılır, mahzunun gözyaşı silinir, üzüntü perdesi kalkar, ümitsizlik karanlığı aydınlanır, sevgi bağları kurulur, kardeşlik bağları kuvvetlenir, vefa kaynağı fışkırır ve ümit gülücükleri görünür.
Cenazede bulunur:
Mutteki ve ideal sağlıklı Müslüman Resulûllah (sav) in emrine uyarak cenazelerde hazır olur ve onları teşyi eder.
“Müslümanın, Müslüman üzerindeki hakkı beştir. Selâm\'a cevap vermek, hasta ziyareti, cenazeleri teşyi etmek, davete icabet ve hayır dua etmek, öksürene (yerhamükellah demek).”
(Müttefakun aleyh).
Cenaze teşyiinde de sahih İslâmi yoldan ayrılanların meşgul olduğu bidatlerden sakındırıp doğru yolu öğreterek onların, cenaze teşyi ve teçhiziyle meşgul olmalarını temin eder ve ölüm acısını hafifletmek için cenaze sahipleriyle ilgilenir.
Eğer hasta, ölüm anında iken hastanın yanındaysa ve son nefesinde olduğunu görürse ona Resulûllah (sav) hadisiyle amel ederek “Lailaheillallah”! telkin eder:
“Ölülerinize lâilaheillallah\'ı telkin ediniz.”. (Müslim).
Eğer ruhunu teslim etmişse ona Resulûllah (sav) in Ebû Seleme\'ye ölümünde yaptığı duayı yapar. O dua şudur:
“Allah\'ım! Ebû Seleme\'yi bağışla “Derecesini hidayete erenlerin arasına yükselt. Arkasından onun yerini tutacak kimse halk et. Bizi ve onu bağışla ey Alemlerin Rabbi! Kabrini genişletip onu orada nurlandır.” (Müslim).
Sonra da bildiği hadisleri okuyarak cenaze sahiplerini teskin eder. Sabredildiği takdirde nail olacakları sevap ve sabredenlere Allah\'ın hazırladığı sevabı anlatır.
Ebû Hüreyre\'den Nebi (sav)\'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
-Allahü, Teâlâ şöyle buyuruyor(“ Dünya ehlinden sevdiği birisini ruhunu kabzettiğim zaman sabredip ecrini Allah\'tan bekleyen mümin kuluma mükafat olarak cennet vardır.”) (Buhari).
Müslüman, Nebi (sav)\'in yolunu takib ederek ölüm anında müslümanların takınmaları gereken tavrı onlara hatırlatır. Üsame b. Zeyd şöyle diyor:
-Peygamber kızlarından biri Peygamber (sav)\'e oğlunun veya kızının) ölüm anında olduğunu haber verip onu çağırmak için bir haberci gönderdi. Peygamber haberciye:
“Ona dön ve Allah\'ın hem vereceğini hem de alacağını ve her şeyin onun katında belli bir eceli
olduğunu haber ver. Sabretmesini ve ecrini Allah\'tan beklemesini emret,” buyurdu.
(Müttefakun aleyh).
Bu münasebetlerde ideal sağlıklı müslümanın yapması gereken şeylerden biri de, bağırmanın, ağlamanın ve dövünmenin ayrıca başkalarını da ağlatmanın haram olduğunu onlara anlatıp, bilhassa cahillerin yaptığı bu tür şeylerin ölüye kabrinde eziyet vereceğini izah etmesidir. Resulûllah (sav) hadisinde şöyle buyuruyor:
“Ölü kabrinde kendi için ağlanması sebebiyle azap görür.” Başka bir rivayette de:
“Kendine yapılan ağlama ona azap verir.” şeklindedir. (Müttefakun aleyh).
“Yanaklarını döğen, elbiseleri yırtan ve cahiliye davası güden bizden değildir.” (Müttefakun aleyh).
Resulûllah (sav):
“Ölü arkasından ağlayan kadın ölmeden önce tevbe etmezse kıyamet günü üzerinde ziftten bir gömlek ve paslı bir zırh ile kalkar,” buyurdular. (Müslim).
Kalpteki hüzün sebebiyle gözden gelen yaş bağırıp çağırmamak ve ölünün evsafını sayarak
ağlamamak şartıyla haram değildir.
İbn-i Ömer (ra) Nebi (sav)\'in yanında Abdurrahman b. Avf, Sa\'d b. Ebi Vakkas ve Abdullah b. Mesud olduğu halde Sa\'d b. Übade\'yi ziyaret etti ve orada Resulûllah (sav) ağladı. Resulûllah (sav)\'in ağladığını görünce onlar da ağladılar. Resulûllah (sav):
“ Duymaz mısınız? Allah gözyaşıyla ve kalbin \'hüznüyle ölüye azap etmez. Fakat bunun -diline işaret ederek- sebebiyle azap veya merhamet eder,” buyurdular. (Müttefakun aleyh).
Üsame b. Zeyd (ra)\'dan rivayet edilmiştir ki: Resulûllah (sav)\' e torunu ölüm halinde getirilince
Resulûllah (sav)\'in iki gözünden yaşlar aktı. Sad::
- Bu ne haldir, ya Resulûllah! dedi. Buyurdu ki:
“Bu Allah\'ın kullarının kalblerine koyduğu merhamettir. Allah ancak merhametli kullarına rahmet eder.” (Buhari, Müslim).
Mütteki Müslüman, cenaze defnedilinceye kadar hazır bulunur. Çünkü Resulûllah (sav) in haber verdiği büyük sevabı kaçırmaması gerekir: Resulûllah:
“Cenazede, namazı kılınıncaya kadar (cenazede hazır) bulunanlara sevap olarak bir kırat, defnedilinceye kadar bulunanlara iki kırat vardır” buyurdu.
- İki kırat nedir? diye soruldu. Resulûllah: “İki büyük dağ gibidir” buyurdular.(Müttefakun aleyh).
İslâm cenazeyi defnedilinceye kadar takip etmeyi teşvik ile, müslümanlar arasındaki kardeşliği ve vefa duygularını kuvvetlendirmektedir. Bir acısı olanlar da bu gibi hallerde cenazenin arkasında sıralanmış müslümanların taziyesi ile teselli bulur. Çünkü namaz kılanlar ölüleri için şefaatçi olacaktır. Resulûllah (sav) :
“Hiçbir Müslüman yoktur ki, ölünce Allah\'a şirk koşmamış, kırk Müslüman namazını kılsın da onları o Müslüman için şefaatçi kılmasın.” (Müslim).
Müslüman\'ın cenaze namazının ahkâmını bilmesi gerekir. Nebi (sav)\'den gelen duaları, namazda okunan duaları ezberlemesi gerekir. Naaş konulunca insanlar namaz için arkasına
dizilirler. İmam ilk tekbiri alınca istiazeyi ve fatiha okur. İkinci tekbirde salli barikleri okur. Üçüncü tekbirde ölü ve bütün müslümanlara dua eder. Peygamber\'den rivayet edilen
duaların en sahihi Avf b. Mâlik (ra)\'dan rivayet edilen duadır. Avf. b. Mâlik diyor ki:
-Resulûllah (sav) bir cenazenin namazını kıldı. Ben de onun okuduğu duadan şunu ezberledim.
“Allah\'ım! Onu bağışla, ona acı, ona hidayet ver, onu affet ve onu güzel güzel ağırla, yerini genişlet onu su, kar ve dolu ile yıka, onu günahlardan beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi temizle. Ona dünyadaki yurduna bedel daha hayırlı bir yurt, dünyadaki aile efradından daha hayırlı bir aile ihsan et. Onu cennete koy, onu kabrin fitnesinden ve cehennemin azabından koru.” Avf b. Malik bu duayı duyunca: Bu ölünün yerinde olmayı temenni etim, diyordu. (Müslim).
İmam bundan sonra dördüncü tekbiri alır ve şu duayı okuyup selâm verir:
“Allah\'ım onun ecrinden bizi mahrum kılma. Bizi ondan sonra imtihan etme, bize ve ona mağfiret eyle.”
Naaş kabre konuncaya kadar cemaatle beraber yürür. Defni tamamlandıktan sonra ölü için hayır duada bulunur ve ayağının kaymaması için dua eder. Resulûllah (sav) de böyle yapar ve böyle yapılmasını emrederdi. Bu konuda Osman b. Affan (ra) diyor ki; Nebi (sav) cenazenin defni tamamlanınca basında durur ve:
“Kardeşiniz için istiğfar edin ve (Allah\'tan) ayağının kaymamasını isteyin. Çünkü o, şu anda
sorguya çekiliyor.”. (Ebû Davud).
İmam Şafii dedi ki: Kabrin yanında Kur\'an okunması müstehaptır. Eğer Kur\'an hatmedilirse daha güzel olur.
Müslümanın bu gibi durumlarda bile Müslüman kardeşlerini terk etmemesi sosyal hayatın bütün boyutlarını kavradığının delilidir. Hayat sadece düğünler ve mutlu günlerden
ibaret değildir. Hatta hem düğün vardır hem ölüm. Hem sevinç hem hüzün vardır. Zorluk ve kolaylık, gülmek ve ağlamak vardır. İdeal sağlıklı Müslüman bütün bu münasebetlerde ne yapacağını çok iyi bilir. Çünkü bütün bu münasebetlerde onun tebliğ edeceği davet, söyleyeceği söz ve yapacağı görevi vardır.
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. YENİ AİLESİ.
KAYNAK: Kur’ an ve Sünnette Müslümanın Şahsiyeti- Prof. Dr. M.Ali HAŞİMİ
HAZIRLAYAN: ARAŞTIRMACI BİYOLOG YAŞAR YENİ