Bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odada, “Bu parayı kim ister?” diye sordu ve eller kalkmaya başladı. Konuşmacı “Bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım.” dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı, diye sordu, eller yine havadaydı...
Bu sefer, konuşmacı “Peki bunu yaparsam” dedi ve 20$’ı yere attı, onun üstüne bastı, ezdi, kirletti. Para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.
Konuşmacı şöyle devam etti: “Arkadaşlarım, burada çok önemli bir şey öğrendiniz; burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil. Onu yine de istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar...
Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz, fakat ne olduğu ya da ne olacağı önemli değil. Hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir.
Sizi sevenler sizin ne kadar değerli olduğunuzu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil, kim olduğumuzla alakalıdır. Her zaman elinizde olanları düşünün, olmayanları değil...
Kaynak:gencgelisim.com
BAŞARANLAR BAŞARAMAYANLARDAN FARKLI MI?
Antik zamanlarda yaşamış yaşlı bir adamla, genç bir çocuğun hikayesini inceleyelim.
Yaşlı adamın adı “Akıl”, genç çocuğun adı “Kim” olsun. Kim, yalnız yaşayan, yiyecek ve başını örtecek bir çatı arayan, köyden köye dolaşan yetim biridir. Ama hepsinden önemlisi Kim, dolu bir mideden, yatacak bir yerden başka hiçbir şey aramıyordu. O, bir neden arıyordu.
“ Neden?” diye hep merak etti. “ Neden, yaşamlarımız boyunca bulamadığımız şeyleri arayarak yolculuk ederiz, neden her şey bu kadar zor olmak zorunda?”, “Biz kendimiz mi zorlaştırıyoruz, yoksa yalnızca şu anda yaptığımız gibi sadece mücadele etmemiz mi gerekiyor?”. Kim kadar genç bir çocuk için bunlar bilgece düşüncelerdi. Ama aynı yolda yürüyen ve Kim’e göre kendisine yardım edebilecek yaşlı bir adamı bulmasına neden olan da, tam olarak bu düşünme şekliydi.
Yaşlı adam elinde sepetiyle eşyalarını taşıyordu. Onu yorgun halde gören Kim, Akıl’a yardım etmek istedi. Akıl da, “Sen onu benim yerime taşıyamazsın” dedi. “ Bir gün kendi yolunda yürüyecek ve benimki kadar ağır bir sepet taşıyacaksın”. Birlikte seyahat ettiler. Kim, Akıl’a neden bu sepeti taşıtmamakta ısrar ettiğini defalarca sordu. Sonunda Akıl, “Bu sepette, kendim hakkında inanmadığım şeyler var, onlar yolculuğumda ağırlık yapan taşlardı. Şüphe her çakıl taşının, tereddüt her kum tanesinin ve yanlış yönlendirme yol boyunca her kilometre topladığım taşlardı. Sırtımda bunların ağırlığını taşıdım”.
“ Bunlar olmadan çok ileri gidebilirdim. Ama bunlarla yolculuğun sonunda, işte buradayım”. Akıl, sepeti vücuduna bağlayan ipleri çözdü. Kim, sabah erkenden kalkıp sepetin içine baktı. İçi boştu. Bütün bunları akıl yaratmıştı.
Kaynak: yenibiris.com
İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. İKSİR AİLESİ
HAZIRLAYAN: Araştırmacı Biyolog Yaşar YENİ