| |
Sabri Ülker ile çalışmaya başladığımda ben 33, o 66 yaşındaydı. On yıl kadar yakınında bulundum. Rasyonel bir mistikti. Bugün 89 yaşındadır ve mistikliği de, rasyonelliği de devam ediyor. Son aradığımda, "Efendim, müsaitseniz yarın sabah gelmek istiyorum" demiştim. Cevabı: "Saat kaçta geleceksin? Programıma bir bakayım, sana dönerim." Beş dakika sonra aradığında şöyle diyordu: "Yarın dokuzda üretim toplantısı var; ona katılmam lâzım!" Oysa aktif yöneticilikten kopalı çok olmuştu. Buna rağmen, gününün planını eski tarzda yapmaya devam ediyordu. Fabrikaya gidip, tek tek birim müdürlerini çağırıyor; onlara ecel terleri döktürten sorular soruyor ve tatminkâr cevap veremeyenleri nazikçe azarlıyordu.
Diğer yandan, rasyonelliğini aşan mistikliği de sürüp gidiyordu. Süleyman Kaya Bey yanına gittiğinde, "Anlat bakalım, neler yapıyorsunuz?" diye sormuş. Süleyman Bey, "Allah'a hamd olsun; Ülker çok büyüdü" deyince, Sabri Bey adeta patlamış: "Sus! Büyük olan yalnız Allah'tır. Ne demek Ülker büyüdü? Siz işinize bakın. Öyle boyunuzdan büyük laflar etmeyin!"
Sabri Ülker Bey'den öğrendiğim üç kısa dersi birer darbımesel havasında özetlemek istiyorum Tekkeyi bekleyen çorbayı içer. Bunu mistik bağlamda söylemiyorum. Sabri Bey sık sık şöyle derdi: "İşinize odaklanın; başka işlerin cazibesi sizi ayartmasın. Tanıdığım işadamlarının bir kısmı, sektörleri biraz dara girince, hemen tası tarağı toplayıp daha çekici gözüken işlere daldılar. Tabiatıyla, birçoğu muvaffak olamadı. Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Her mesleğin püf noktaları vardır. Bunları üç beş günde öğrenemezsiniz. Bisküvi işi yapan bazıları, zamanla işi bırakıp bez alıp satmaya başladılar. Fakat hamur işinden kumaş işine geçmek öyle kolay değildir. Pek az kişi iş değiştirdiğinde muvaffak olmuştur." Odaklanma, Sabri Ülker için temel bir değer; adeta bir erdemdi. 1993 yılında, Ülker henüz kek işine girmiş değildi. Bir Amerikan firmasıyla lisans anlaşması yapmak için aylar süren görüşmeler yapmış, fakat şirketi Türkiye pazarı için makul bir fiyata razı edememiştik. Bir ara Sabri Bey, benim tahmin ve tahammül edemeyeceğim kadar yüksek bir bedele bile evet der gibi olunca, dayanamayarak: "Efendim, biz Ülker'de bunlardan daha iyi kek yaparız. Niçin bu kadar yüksek bir bedel ödeyelim?" deyivermiştim. Cevabı bilgeceydi: "Doğru. Biz istersek bunlardan daha iyi kek yapabiliriz. Fakat kekle uğraşınca, bisküvi yapmayı unuturuz!"
DÜRÜST OL, İKİ YAKADA DA KAZAN Dünya ve ahiret ayırımı her halde sınırlı zihin gücümüzün eseridir. Normalde, iki değil bir hayatımız vardır. Dünya hayatı dediğimiz dönem, kısa süreli bir geçişten ibaret. "Bir ağacın gölgesinde verilen kısa bir mola." O halde, insanî vasıflarımızın etkisi hem molada, hem mola sonrası (mahiyetini kavramaya güç yetiremediğimiz) hayatta karşımıza çıkacaktır. Dürüstlük de temel bir manevî nitelik olduğundan, asıl meyvesini mola sonrasında verecektir. Fakat, Max Weber'in Protestan ahlâkına dair tezinde de vurguladığı gibi, dürüstlüğün bu dünyadaki meyvesi de gayet göz alıcıdır.
Bunu Sabri Bey'in, Ülker'in 50. Yıl kutlama töreninde anlattığı şu olayda çarpıcı biçimde görebiliyoruz: 1958 devalüasyonundan sonra, ülkede temel meta fiyatları sık sık yükselmekte, dolayısıyla sanayiciler de ürünlerine boyuna zam yapmaktadır. 27 Mayıs darbesinden birkaç ay önce, her nasılsa çok yükselen un fiyatı hükümet kararıyla geri çekilmiş, dolayısıyla elinde unlu mamül bulunanlar zarara uğramışlar. Sabri Ülker, bütün toptancılarına kendi el yazısıyla birer mektup gönderip, ellerindeki bisküvi miktarlarını bildirmelerini istemiş. Mevcut stoğu tespit ettikten sonra, eski (yüksek) bisküvi fiyatıyla yeni (düşük) fiyat arasındaki farkı hesaplamış ve bu farkı her bir toptancının bir sonraki siparişinden düşmüş. Böylece toptancılar, kendileri için önemli olabilecek bir zarardan kurtulmuşlar.
Peki, çevremizde maalesef çok sık rastlanmayan bu dürüst davranışın, bu "iyiliğin" dünyevî kârı ne olmuş? Onu da şöyle anlatıyor Sabri Bey: 27 Mayıs darbesinden sonra, ortalığa şöyle bir laf yayıldı: "İhtilalciler fiyatların düşmesini emretmişler! Yakında fiyatlar düşecek!" Piyasalar bıçak gibi kesilmiş. Anadolu tüccarı kesesinde banknotlarıyla İstanbul'a gelmiş olsa bile, fiyatların düşmesini bekliyor, mal almıyor. Tabii, bizim bunlardan haberimiz yok, çünkü satışlarımız neredeyse ikiye katlanmış. Sonradan işittik ki, kumaştan züccaciyeye kadar hiçbir yerden mal almayanlar, "Boş dönmektense bisküvi alalım, nasılsa Sabri Bey fiyatlar düşse bile zararımızı öder" diyorlarmış!
Kıssadan hisse: Lider yönetici, maneviyatı güçlü olandır. Sadece maddi hesaplarla başarıya ulaşılamaz!
Başarı, iyi planlama ile inatçı uygulamanın çocuğudur. Ülker grubu on yılda yaklaşık on misli büyüdü. Genelde, ana odaktan fazla sapma olmadan gerçekleşti bu büyüme. Arada bir (otomotiv gibi) bazı alakasız sektörlere girildiyse de, çabuk dönüldü. ("Zararın neresinden dönseniz kârdır!") Bu büyüleyici gelişme tesadüf veya şans eseri değildir. Daha 1990'lı yılların başlarında, 1995, 2000 ve 2005 yıllarının "ana hedefleri" belirlenmiş gibiydi: 1995'e kadar yağ ve fruktoz (şeker), 2000 yılına kadar süt, 2005 yılına kadar ise dondurma ve gazlı içecek alanlarına girmek.
Vakitsiz yatırım taleplerine, Sabri Bey hep kulaklarını tıkardı. "Efendim, yazın sıcaklar başlayınca bisküvi ve bilhassa çikolata tüketimi azalıyor. Bu yıl dondurma işine başlasak mı?" diye sorduğumda, kulaklarıma altın küpe olan şu cevabı vermişti: "Süte hakim olamayan, dondurma yapamaz evladım!"
Planlamayı etkili uygulama takip etmelidir. Bir gün kendi aramızda bazı yönetici arkadaşları değerlendirirken, toplantılarda pek konuşmayan, fikrî katkısı sınırlı bir arkadaşı hafif yollu eleştirir gibi olmuştum. Cevabı harikaydı: "Haklısın. Kafası hiç çalışmıyor gibi gözükür. Aslında beyni her söyleneni sünger gibi emer. Tatbikatta ise çok inatçıdır. Bize böyle yöneticiler de lâzım. Herkes fikir üretirse, malı kim üretecek?"
Y.Şafak |